Bozulma dönemindeyiz

Firmalar, bilançolar kötüye gittiğinde şimdiye kadar hep kemer sıkma politikası uyguladılar. Zarar etmeseler dahi kriz olduğunda insanları işten çıkartarak, yapılan harcamaları kısarak işleri yoluna sokmaya uğraştılar. Zaman zaman işe yaradı.

Ama artık bozulma dönemindeyiz. Teknoloji, sosyal medya ve diğer gelişmeler sayesinde (yüzünden) artık işler kötüye gitmiyor, bozuluyor.

Daha iyi yönetimler, başarılı çalışanlar, süreç optimizasyonları değil, daha iyi iş modelleri yarışan. Ne kadar iyi yönettiğimiz değil, ne kadar iyi bir fikir üzerine çalıştığımız önemli olan. Bozulan pazarlama modellerinin yerine, yenilerini bulmak ve bunlara geç olmadan yatırım yapmak.

Bozulma döneminde iki yol var, hareket kabiliyetimizi yitirmeden seçmemiz gereken:

  1. Dünyanın, işimizin, ilişkilerimizin yönlendiği yolu benimseyip, onlara yatırım yapmak veya
  2. Kendi yolumuzu çizip, dünyanın, ilişkilerimizin bizi izlemesini beklemek.

Bu iki seçenekten birisi diğerinden daha iyi veya daha kötü değil. Önemli olan ikinci yolu, hiçbir şey yapmamakla karıştırmamak çünkü eskiden doğru bildiğimiz fakat artık geçerli olmayan yolu kullanmaya devam etmek bir yol seçmek değil, bir çıkmaza girmek.

Müzik endüstrisinin korsanla mücadelesi. İnternet gazetelerinin site ziyaretçilerinden para almayı planlamaları. Firmaların sosyal medyadaki tek yönlü pazarlama kampanyaları…

[Farketing notu]: Çıkmaza girdiğinizde ne kadar hızlı koşarsanız koşun, varacağınız nokta aynıdır.

Başarısızlıktan zevk almak

En yaratıcı, en başarılı insanı belirleyen, başarısız olmaya olan istekliliğidir.

Başarısızlığa cesaret edin. Hızlıca başarısız olun. Başarısızlıktan öğrenin. Başarısızlık üzerine çalışın. Başarısızlığı anlayın.

En önemlisi başarısızlıktan keyif alın. Hayat kısa. Hiçbir şeyin keyfinizi kaçırıp sizi tutmasına izin vermeyin. – John Winsor

Başarısızlıktan nasıl zevk alır insan diye düşünüyorsanız, yanıtı: Bir sonraki başarı/başarısızlık için yola çıkarak…

“Hey, başarısız oldum ama çok şey öğrendim. Şimdi deneyebileceğim yeni işler için hazırım.”

“Erkek arkadaşımdan ayrıldım, üzüldüm ama güzel şeyler de hissettim, yaşadım. Ve artık yeni bir ilişki için hazırım.”

Hayat zor, kabul et!

Sıkıntı sırasında söylenirken kendimizi bulduğumuzda:

Bir insanı değerlendirmenin en iyi yolu, konforlu ve mantıklı bir ortamda nasıl davrandığına değil, mücadele ve uyuşmazlık durumunda nasıl bir duruş sergilediğine bakmaktır. Martin Luther King

İsmini hatırlamadığım bir filmde zorlu bir durumda ağlayan çocuğuna annesinin söylediği bir cümle:

Hayat zor. Bir an önce kabul et. (Ağlamayı kes)

Not: Canı yanan küçük bir çocuğa söylememekte fayda var.

Kendi başarını yarat

Microsoft’un kurucusu Bill Gates yıllar önce, üniversite öğrencilerine bir ders verir. Dersin sonunda, soru cevap bölümünde, öğrencilerden birisinin “Çok para kazanmak isteyen genç bir insana ne tavsiyede bulunursunuz?” sorusuna yanıtı:

Ne yaparsanız yapın, lütfen benim yaptığımı yapmayın. Bu para zaten benim tarafımdan kazanıldı. Bill Gates

Başarı örneklerine bakmak güzel öğrenecek çok şey var ama unutmamamız gerekiyor: Her başarı eşsizdir. Kendi pazarımızı, kendi markamızı, kendi başarımızı yaratmalıyız…

Sosyal medyadaki PR ajansları

Sosyal medyada konuşmak için PR ajanslarını kullananlara:

Çok berbat bir sesim var fakat oğlumun doğum gününde “İyi ki doğdun” şarkısını kasetten çalarsam, oğlum bana bozulur.  - Clay Shirky

Gizlenecek binalarımız yok

İnternet sayesinde, neredeyse her fikir paylaşılmış, her yapılan herkes tarafından biliniyor. Gizlenecek büyük binalarımız, saklayacak büyük sırlarımız yok artık.

Ürün inceleme siteleri, sosyal medyada arkadaşlarımız ve diğer insanların söyledikleri, Google arama sonuçları… hepsi markaların ve firmaların bize anlattıkları veya anlatmadıkları önemli şeyleri açığa çıkarıyor.

Peki, neden markalar her yerde kendilerini anlatmaya çalışırken İnternet’te bunu yapmaktan çekiniyorlar?

Korku. Bilinmeyen, denenmemiş olandan korkmak. Ya herkes gelip bana küfretmeye başlarsa, ya olaylar kontrolümden çıkarsa?

Tabii ki korkmalıyız. Doğru şeyler yapmıyorsak İnternet’teki varlığımızla daha göz önünde olacağız. Hata yaptığımızda, koskoca bir şirket olmamıza rağmen özür dilemek zorunda kalacağız. Bir yandan, söylediklerimizin hiçbirini unutulmayacağını bilip, söylediklerimize dikkat etmek zorunda kalacak, bir yandan da insanların bizi dinlemesi için kurum gibi değil insan gibi davranmak zorunda kalacağız.

Öte yandan, markamızla, İnternet’te olalım veya olmayalım, insanlar zaten hakkımızda konuşuyorlar.  İki seçeneğimiz var: İnsanları dinlemeye hazır olup, sohbetlerine katılma cesaretini göstermek veya korktuğunuz için konuşulanlar yok varsaymak.

Siz hangisini seçiyorsunuz?

Ne kadar kolay vazgeçiyorsunuz?

Her gün bir çok iyi fikir reddediliyor.  İyi bir eleman işe alınmıyor, iyi bir iş fikri reddediliyor, yaratıcı bir pazarlama kampanyası kabul edilmiyor…

Birileri karar veriyor. Kendi gözlükleriyle.

Stephen King’in en çok satan romanlarından birisi için aldığı yanıt mektubu:

Negatif ütopyalarla ilgili bilim kurgularla ilgilenmiyoruz. Bu tip kitaplar satmıyor.

Peki siz, fikrinizden veya kendinizden ne kadar kolay vazgeçiyorsunuz?

Sorun odaklılık yerine müşteri odaklılık

Yılbaşı tatilimden 2 hikaye:

1. Kaldığımız otel odasındaki kurutma makinası bozuk çıktı. Resepsiyonu arayıp, saçlarımızın ıslak olduğunu da belirtip yardım istedik. 5 dakika sonra teknik bir adam yardımımıza geldi. 30 dakikada sorun giderildi.

2. Bir kahvede sıraya girdik. 5 dakika bekledikten sonra kahvelerimizi aldık fakat sandviçleri yoğunluktan veremediler fakat bizi bekletmemek için sandiviçler için bir numara verdiler. Bulduğumuz masaya yerleştik, yayılıp sohbete başladık, bir süre sonra sandviçleri masaya getirdiler.

Birinci hikayedeki pazarlama yaklaşımı sorun odaklı, ikincisinde ise müşteri odaklı. Birinci hikayeye baktığınızda şunu görmek zor değil: Müşteri belli ki duştan çıkmış. 30 dakikasını ıslak saçlarla, kendi odasında ama tanımadığı birisi tuvalette çalışırken geçirmiş.

Eğer otel, müşteri odaklı olabilseydi, geçici bir kurutma makinesi verip, sorunu müşteri odada değilken giderebilirdi, değil mi?

Evet, her zaman çözülmesi gereken sorunlar çıkar ama müşteri odaklı olmak sorunları çözmekle değil, onları nasıl çözdüğümüzle alakalı.

Bizim gerçeklerimiz

Picasso ile tanışan bir adam:
“Neden resimlerinizi bu kadar gerçek dışı yapıyorsunuz? ”

Picasso: “Gerçek nedir?”

Adam cüzdanından eşinin fotoğrafını çıkartarak: “İşte bunun gibi”

Picasso: “Gerçekten mi? Çok küçük ve yassı görünüyor”

Gerçekler bizim gerçeklerimiz. Gerçeklere göre pazarlama planları yapıyorsak, kimin gerçekleri ve neyin gerçek olduğunu bir çok kez daha düşünmemiz gerekiyor.

Ben değil müşterilerim ne biliyor, ne hissediyor?

Malcom Gladwell’in son kitabı “What the Dog Saw“da, çocuklardan bahsediyor:

Çocuklar çok sevdikleri şeylerin, anne babaları tarafından da sevilmesini bekliyor. “Ben dondurmayı çok seviyorum o zaman babam da çok seviyor olmalı”

Pazarlamada da durum aynı. Çıkış noktamız çoğu zaman, ben böyle düşünüyorsam onlar da böyle düşünüyor olmalı. Şüphesiz bir noktadan başlamalıyız, tabii ki ilki “BEN” olabilir. Yanlışlık yok. Fakat iyi bir pazarlamacının küçük bir çocuktan daha fazlasını yapması gerekiyor. Müşterim ne biliyor, müşterim ne düşünüyor, müşterim ne hissediyor…

Müşterilerimiz, düşündüklerimizi biliyor, hislerimizi paylaşıyor sanıyorsak… Daha evvelden de paylaştım bu videoyu; arkadaşımın kızı Çağla’nın domino taşlarıyla ilk tecrübesi:

« Eski yazılar

Yeni yazılardan haberdar olmak için

Farketing hakkında

Farketing.com’da farklıyı değil, fark yaratanı, yaratırken de bir değer oluşturabilen fikirleri anlatmaya çalışıyorum.

Ben Can Turanlı. Danone, ACNielsen, Garanti Bankası ve Turkcell'de çeşitli satış ve pazarlama pozisyonlarında çalıştım. Şu anda GittiGidiyor'un yeni projeleri ve kendi projem buzla.com'un üzerine çalışıyorum. Devamı için tıklayın

Yeni iş fikirlerini takip edebilirsiniz