Arşiv: Mayıs, 2004

konsept tasarımı

Crowne Plaza otel zincirleri, www.crowneplaza.com uyuma konsepti üzerine çalışıp, yeni bir konsept sunuyor. Sunduğu, uyumak için özel olarak geliştirilmiş rahat yataklar, garantili uyandırma servisi, sessiz bir kat tahsisi, uyumak için rahatlatıcı müzik CD’leri ve özel kremler. Genel olarak baktığınızda, son bir iki maddeyi saymazsak, tüm oteller benzer servisleri zaten sağlıyor fakat bunları bir arada sunup bir konseptle ilişkilendirmek, Crowne Plaza’nın yeni bir segment yaratıp, bu segmentin ihtiyaçın gideren firma olarak konumlanmasını sağlıyor. (en azından bunu hedefliyor)

Türkiye’den benzer bir örnek: Simitçi’ler. Normalde, her pastanede bulabileceğiniz simiti ve benzer ürünleri “simitçi” adı altında toplayıp satışını yapmak, yeni konsept geliştirme üzerine iyi bir örnek. Simit yemek istiyorsanız artık nereye gidersiniz?

Konseptlerin fark yaratmada pozitif ektilerinin olduğunu kabul edersek, sorulması gereken şu: Kendi işimi bir konseptle birlikte yeniden tanımlayıp, bir fark yaratabilir miyim?

Gelecek: Tasarım II

Bir çok alışverişimiz ürünün görsel tasarımına göre gerçekleşiyor. Prestij ürünlerinde bu daha ön planda.

İşte tasarımla fark yaratmış bir marka: Mini. Beğenseniz de beğenmeseniz de bu arabanın bu kadar iyi satılıyor olmasının en önemli nedeni tasarımı:
p2_design_overview

Referansa inanmak

Referanslar büyümek isteyen işletmelerin en büyük yardımcısıdır. Fakat, artan rekabetle, referanslar da artık eskisi gibi anlamlı değildir. Örneğin, bir yazılım firmasının P&G’yle, Coca-Cola’yla bir zamanlar iş yapmış olması o firmanın değerini kesin olarak göstermez çünkü yapılan işin niteliği, firmadan alınan servisten ne kadar memnun olunduğudur mühim olan.

İş ne olursa olsun, herkesin referansları kullandığını ve firmalardan yazılı bir teşekkür belgesi aldığını hepimiz biliyoruz. Sizce bunlar müşteri adaylarını ne kadar etkiler, kaç kişi bu tür bir teşekkür mesajını okuyup, bun güvenerek servis almak ister? Siz böyle bir referansı ne kadar samimi buluyorsunuz?

Öte yandan, bir firma için şu tür bir yaklaşım sizce fark yaratmaz mı?
Referans mektubu yerine, firma yetkilisinden bir video çekimi istemek: Yetkilinin aldığı servisten nasıl memnun kaldığını anlatmasını isteyip bunu bir filme çekip, bunları müşteri adaylarına göstermek. Websitesinde, sunumlarda bunları müşteri adaylarına göstermek. Bildiğiniz ve güvendiğiniz firmaları referans olarak görmek ve aldıkları servisten memnuniyetlerini izlemek, servis sağlayıcı firmaya olan güvenimizi gerçek anlamda arttırmaz mı?

Gelecek: Tasarım

Ürünler ve servisler birbirine benzedikçe, tasarımın önemi her geçen gün artıyor. Bilmediğiniz bir ülkede bilmediğiniz bir otelden rezervasyon yaptırmayı düşünüyorsanız ve eğer otelin site tasarım iyiyse, o yerin güvenilir bir yer olduğuna kanaat getirebiliriz, en azından başlangıç olarak. Öte yandan, kötü tasarlanmış (sadece görsellikten bahsediyorum) bir siteye sahip bir otelin, bize satış yapma yolunda 1-0 yenik başladığı kesin.

Tasarımın etkisi üzerine benzer bir örnek de, P&G’nin lider olduğu sabun pazarında, Method tarafından sergileniyor. Method ürünlerinin ambalajı farklı tasarımlarıyla, bir moda, tasarım ürünü olarak mutfaklara, banyolara girmeyi hedefliyor. mandarin_bottle

Şu senaryo bana mantıklı geliyor: Güzel bir eviniz, güzel bir mutfağınız var, mutfağa koyulmak üzere bir bulaşık sabunu almak istiyorsunuz, bir yanda 70′lerden kalma bir sabun kabı, diğer yanda “bir an önce ortadan kaldırmalıyım” demeyeceğiniz, şık ve çekici bir bir kap tasarımı var. Benim tercihim şık olan tasarımdan yana. Görünüşe göre, Amerika’da büyüyen bir çoğunluk da aynı fikirde.

Gelecek tasarım zamanı. Bakmaya değer: www.methodhome.com

MC Donald’s DVD işinde.

mcdonaldsUSA Today’in haberine göre, MC Donald’s’ın Amerika’da DVD kiralama konusunda uzman Blockbuster’a rakip olanacağı söyleniyor.
MC Donald’s kiosk’larla mağazalarında DVD kiralamayı planlıyor. Testlere başlanmış bile.

Kiosk’larda bulunan 30 DVD ile, binlerce DVD çesidi sunan Blockbusters’a ne kadar rakip olabilir?

İlk bakışta “Olamaz canım”, diyebilirsiniz fakat yine aynı haberde çok ilginç bir istatistik var: En çok izlenen 30 DVD, toplam DVD kiralarının %80′ine denk geliyormuş. Bu da, MC Donald’s’ın başarılı olma ihtimalinin küçümsenmeyecek kadar çok olduğunu gösteriyor.

Bu bana “Pareto Prensibi“ni hatırlattı: Özetle, ünlü İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto, “Harcadığımız eforun %20’si elde ettiğimizin sonuçların %80′ine denk gelir”, diyor. 80-20 kuralı olarak da bilinen bu formülü iş ve yaşam hayatımızın çoğu yerinde görürüyoruz. Görünüşe göre bu oran DVD kiralama sektöründe çok daha küçük. Eğer MC Donald’s bu sektöre girer ve başarılı olursa, pazarlama kitaplarına girecek çok ilginç bir vaka olacağı kesin.

iyi sunum > iyi fikir

Hiç başınıza geldi mi? Çok iyi bir fikriniz var, patronunuza/yöneticinize ya da potansiyel bir yatırımcıya bu fikri sunuyor ya da sadece anlatıyorsunuz. Ve, “İyi ama şunu, şunu unutmamalısın” cevabıyla hazırlıksız olduğunuz için fikrinizi satamıyorsunuz.

Böyle bir durumda en önemli şeyin hazırlık olduğu şüphesiz. Çoğunlukla
orta fikir + çok iyi sunum > çok iyi fikir + kötü sunum
Reklam ajanslarının katıldıkları ihalelerde de bunun etkisini görebilirsiniz.

İşte size bir fikri satmak için yapmanız gerekenlerden bazıları:

Ön hazırlık: İyi bir ön hazırlık yapın, gelebilecek tüm sorulara hazırlanın.
Destekçiler: Sunum yapmadan, sunacağınız kişinin etrafındaki insanları ikna edin. Her zaman ikna etmek için yeterli vaktiniz olmayabilir. Ne kadar çok kişi destek veriyorsa, satış o kadar kolay olacaktır.
Vurucu noktalar: Her zaman ilgi çeken bir kaç konuyla ilgili çarpıcı noktaları tespit edin. Satışın x kadar artması, karlılığın artması, …
En inandırıcı şey: denenmiş şeyler: Pilot çalışma yapın/önerin.

Sinirli müşterinin yaptıkları

Arkadaşımın başına gelenden sonra, biraz istatistiklere ve mutsuz müşteriyle ilgili araştırmalara baktım. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre: (Çağrı merkezlerini geliştirme enstitüsü: ccareall)

Müşteriler sorun yaşadıklarında bekledikleri temel olarak,
- %62’si kendi hikayelerinin dinlenmesini
- %59′u ise basit bir özür dilenmesini bekliyor.

Bizim genel tavrımızın “müşteri haklıdır” değil, “ne yapalım herkesi mutlu edemeyiz” olduğunu düşününce sorun gerçekten büyük. Yine aynı çalışmaya göre, sinirli müşterilerin %90′u yaşadıkları kötü tecrübeyi arkadaşlarıyla paylaşıyor.

Arkadaşımın yaşadığı olaya bakarsak, en azından benim tanıdığım beş kişi şimdiden arkadaşımın Lunch&Diner’da yaşamış olduğu kötü tecrübeyi duydu.

Hangi lokantayı tavsiye edersiniz?

Benim başıma da gelmişti. Şu hikaye size tanıdık geliyor mu?
Bir arkadaşım, İstanbul Anadolu yakasında Lunch&Diner diye bir restauranta gidiyor. Orta halli, iyi bir restaurant. 4 kişi için ödenen para 180 milyon. “Hiçbir şey yemedik, bir şey de içmedik” deyip, hesabı sorguladıklarında, görüyorlar ki akşam müzikli program olduğu için ekstra bir ücret hesaba eklenmiş. “Biz kalkıyoruz, ne müziği?” sorgulaması, yemekte misafir olmalarından dolayı daha fazla ileri gidemiyor.

Peki bu da benim hikayem:
Girişte arkadaşıma ve grubuna müzik için ekstra para ödemeleri gerektiğinin söylenir. Yemeklerini yerler fakat müzik başlamadan hesaplarını isterler. 4 kişilik yemek yiyen iyi ve düzgün bir grup olduğu şef garson tarafından da onaylandıktan sonra garson, beyefendi madem müzik başlamadan kalkıyorsunuz, sizden bu parayı almayacağız…

Gerçekte olan yerine bu tür bir yaklaşım olsaydı, başka bir zaman arkadaşım kendi misafirlerini nereye götürüyor olurdu sizce? Ve şimdi yaptığı gibi “oraya gitmeyin” tavsiyesi yerine, nasıl bir tavsiyede bulunuyor olurdu? Güveçlerinin (sorgulayınca yediği güveci çok beğendiğini öğrnedim.) çok güzel olduğunu ve kaliteli bir yer olduğunu anlatıyor olmaz mıydı?

Fark yaratan ülke

Bugün ve yarın Uğur Civelek’in bir eğitimindeyim. Sn. Civelek çok ilginç şeyler anlatıyor. Fark yaratmak üzerine:

Çin’de insan gücü, vs’nin çok ucuz olduğunu biliyordum fakat rakamları duymak insanı yine de şaşırtıyor:
china
Çin
Emek: 50 USD
Arsa bina: ücretsiz
Kısa vadeli borç: 0-1 faizle
Elektrik: 1-4 cent
Türkiye
Asgari ücret: 600 USD
Elektrik: 8 cent

Durum boyleyken, direnip gelin bizde yatırım yapın, biz üretelim demek mi, yoksa bundan nasıl fayda sağlayacağımızı bulmaya çalışmak mı lazım? Başarıda önemli olan, gerçekten konuşmaya değen farklar yaratmak ise:

Siz olsanız, nerede yatırım yapardınız?

Dans etmeyen giremez!

Şu tür konuşmaları yapmış olabilirsiniz: “Dışarı çıkıp, deliler gibi dans etmek istiyorum.” Dışarı çıkarsınız, müzik iyidir, ortam iyidir ama kimse dansetmez… Çünkü barlar artık dans etmek için değildir. Yaşınız ilerledikçe şöyle şeyler demeye başlarsınız: “Sohbet edeceksek neden bu gürültülü müzikte sohbet edelim…”
AA046786
Peki, yeni bir yaklaşıma ne dersiniz?
Bir bar düşünün sadece dans etme konsepti üzerine kurulmuş. İçeriye, dans etmeyenler girmiyor. Girseler bile kalamıyor. Bodyguard’lar gelip, beyefendi/hanımefendi, kayıtlara göre bir saattir dans etmiyorsunuz diyor.

Nasıl derseniz, şu fikir nasıl?
Kolunuza bir bilezik takıyorlar, bu bilezik sizin ne kadar hareket ettiğinizi ölçüyor. Eğer hareketleriniz belirli bir süre içinde yeteri kadar değilse, bu sizin dans etmediğinizi gösteriyor ve çıkarılıyorsunuz.

Teknoloji kısmı (çok ileri bir teknoloji olmayacağı kesin) çözüldükten sonra,
dans etmek istiyorsanız nereye gidersiniz?

« Eski yazılar

Yeni yazılardan haberdar olmak için

Farketing hakkında

Farketing.com’da farklıyı değil, fark yaratanı, yaratırken de bir değer oluşturabilen fikirleri anlatmaya çalışıyorum.

Ben Can Turanlı. Danone, ACNielsen, Garanti Bankası ve Turkcell'de çeşitli satış ve pazarlama pozisyonlarında çalıştım. Şu anda GittiGidiyor'un yeni projeleri ve kendi projem buzla.com'un üzerine çalışıyorum. Devamı için tıklayın

Yeni iş fikirlerini takip edebilirsiniz