Arşiv: Mart, 2008

Ulaş, bağlan, etkile

Pazarlamacı olarak bizlerin yapmaya çalıştığı insanları ürünlerimizi veya fikirlerimizi almak için etkilemeye çalışmak. Retro pazarlamacılar olarak çoğu kez yaptığımız ise bunu başarmanın yolunun müşterilere ulaşmaktan geçtiğini sanmamız. Oysa, ulaşmak sadece ilk adım. Join the Conversation kitabında bahsedilen 3 aşama, (benim yorumumla):

1. Adım: Ulaşmak
Belki de en önemsiz adım. Ulaşmak hiçbir şey ifade etmiyor. Artık. “1 milyon kez görüntülendi” cümlesinin değeri = 0 YTL.


2. Adım: Bağlanmak

İşte bu benim gibi yeni pazarlamacıların en çok üzerinde durduğu konu. Öyle bir şey yap ki, herkes onu konuşsun. Enteresan bir Youtube videosu yap, herkes seni konuşsun. Oysa “Herkes konuşuyor” cümlesinin değeri = 0 YTL. Eğer aksiyona geçiren bir şey yoksa.


3. Adım: Etkilemek

Tabii ki bu adıma geçmek için önceki adımlara ihtiyacımız var. Öyle bir şey yapalım ki, yaşattıklarımız insanları fikrimizi almaya yönlendirsin.

“Hey çok ilginç, duydun mu”, değil, “Hey, … aldım/alacağım, süper bir şey.” dedirtecek ürünler, fikirler, deneyimler tasarlamak. İşte pazarlamacıların görevi.

Komedyen espiri stratejisi

Comedian
Komedyenler, yeni espiri fikirlerini küçük gruplarda denerlermiş. Espirilerine gülünürse, büyük organizasyonlarda kullanır, gülünmezse kullanmazlarmış.

Yeni iş modeli de komedyenlerin bu yaklaşımına benziyor, değil mi?

- Fikir bul, küçük bir grupta dene.
- Tutmazsa, sonraki fikri dene.
- Tutarsa, daha büyük kitleye sun.

Çoğunluğu temsil mi ediyor?

Ofisimin yakınındaki bir tostçu. Taksim’in göbeği. Kasiyer: “Buraya gelenlerin %80’i sizin ofisten”

[Farketing notu]: İnsanlar tanıdık geleni görüyor, tanımadık olanları görmüyor.

Oysa, muhtemelen gelenlerin %10’u bile bizim ofisten değil. 10 tane aynı ofisten kişi görüp, 90 tane farklı ofisten insan görünce, gelenlerin çoğu diyebiliyoruz. Bilmediklerimizi istatistiklerimize almıyoruz…

Tanıdıklarımızı daha fazla sayıyoruz, diğerlerini saymıyoruz.

Bir çok kararı da bu şekilde veriyoruz. Mesala 10 kişinin katıldığı bir toplantıda veya ‘focus grup’ta, 3 kişi benzer şey söyleyip, 5 kişi bir şey söylemeyince, 3 girişken kişinin doğru söylediğini varsayıyoruz.

Umarım doğru varsayıyoruz.

Freakonomics kitap kapağı

Kitap kapakları ülkelere göre değişiklik gösterebilir. Farklı ülkelerde, farklı şeyler ilgi çekici olabilir.  Ama çok severek okuduğum, Boyner Yayınları tarafından "Görünmeyen Ekonomi" adıyla Türkçe’ye çevrilmiş, ‘Freakonomics’ kitabının kapağı bu mu olmalı?

Freakonomics’in tüm dünyadaki kitap kapaklarına ve Türkiye versiyonuna lütfen bir bakın.

Şaka gibi

Sahte mesajlar

Firmaların sürekli değişen iletişim mesajlarını görünce…

Pazarlamacılar insanların sahte ile gerçeği ayıramadığını mı sanıyor? Havalı, moda, görünmek… işe mi yarıyor?

Mesala, son günlerde pek çok firma tarafından kullanılan "Kuralları değiştirmek" cümlesini duyunca insanlar, kuralların değiştiğine mi inanıyorlar?

[Farketing notu]: Sahte olmak, havalı görünememekten çok daha kötü.

My Starbucks Idea

Starbucksidea

My Starbucks Idea, Starbucks’ın müşterilerinin fikirlerini dinlediği interaktif bir web sitesi. İnsanlar, çoğunlukla Starbucks müşterileri, fikirlerini paylaşıyor ve gördükleri fikirleri oyluyorlar. Site henüz çok yeni olmasına rağmen bir çok fikir binlerce oy almış. En üstteki fikir ben baktığımda 23bin+ oydaydı.

Telekomunikasyon firmaları, bankalar ve bir çok şirketin uygulayabileceği müşteriyi dinlemek, müşteriyle temasta olmak için harika bir deneme, değil mi?

Google Zürih ofisi

Google’da çalışmak istemek için bir neden daha.

Kaydırak olayı müthiş.

Zaten ilginç varken…

En büyük yanılgılarımızdan birisi gelecekte neler olacağını görebileceğimizi sanmak. Oysa ne kadar uğraşırsak uğraşalım, geleceği tahmin etmemiz mümkün değil. Sorun bu gerçeğin farkında olmamamız, sorun bazı tahminlerimiz çıkarken, çoğu tahminimizin gerçekleşmemesi. Sorun, yanlış tahminlerimizi unutup, az sayıdaki doğru tahminimize odaklanmak.

Üniversite son sınıftayken, Yapı Kredi Hazine departmanında staj yaptım. Bir sürü varsayım, bir sürü gelecek tahmini. Bir ay sonra bile her şey değişiyor. Tahminler, varsayımlar, gelecek planları. Her gün milyonlarca doları yöneten bir yerde bile o kadar doğal ki.

Peki tahminlerimiz sürekli değişirken ve sık sık tutturamazken, neden zaten başarısı aşikar olan bir ürüne yatırım yapmıyoruz?

Mesala, herkesin konuştuğu, youtube ile ünlü olmuş Öykü ve Berk’e (Evinin önü boyalı direk şarkılarıyla ünlenmiş), neden kimse sponsor olmadı? Herkes alkışladı kimse bir şey yapmadı.

"Borsa düşerken, daha fazla düşmez deyip her şeyini kaybedenlerin sendromu"nu mu yaşıyoruz, pazarlamada da?

O kadar reklam yapıp ilgi çekmeye çalışırken, zaten ilgi çeken ve nerdeyse bedava bir kaynağa neden yönelmiyoruz?

Mutluluğun tanımı

Filozof Dan Dennett’e göre mutluluğun tanımı:

Kendinizden daha önemli bir şey bulun ve hayatınızı ona adayın.

Kimilerine göre çocuk, kimilerine göre bir hobi, kimileri ise bulamıyor. Siz?

Logo tek başına nedir?

Grafiker bir arkadaşımın logo hakkındaki yorumu:

Eğer karizmatik bir adam iseniz, bir ortamda isminizi öğrenenler, başka bir ortama başka bir isimle girseniz de sizi anımsarlar. Logo da böyle bir şey. Eğer ürün iyiyse, logo olmasa da olur ama iyi ürün ve iyi bir logo sizi zirveye taşır.

« Eski yazılar

Yeni yazılardan haberdar olmak için

Farketing hakkında

Farketing.com’da farklıyı değil, fark yaratanı, yaratırken de bir değer oluşturabilen fikirleri anlatmaya çalışıyorum.

Ben Can Turanlı. Danone, ACNielsen, Garanti Bankası ve Turkcell'de çeşitli satış ve pazarlama pozisyonlarında çalıştım. Şu anda GittiGidiyor'un yeni projeleri ve kendi projem buzla.com'un üzerine çalışıyorum. Devamı için tıklayın

Yeni iş fikirlerini takip edebilirsiniz