Arşiv: Haziran, 2008
Ne yaptığınız değil nasıl yaptığınız?
Haziran 23, 2008 Pazarlama Stratejileri
Bir önceki yazıma, gelen bir yorum: "Bu yeni bir fikir değil."
Kesinlikle.
İstediğiniz müziği istediğiniz kadar abonelik ücretiyle dinlemek, albümü değil albümden sadece bir parçayı satın almak… Hepsi denenmiş, denenmekte olan fikirler…
Peki, en son yeni fikir ne zaman ortaya çıktı?
Kahveler ilk İstanbul’da 16. yüzyılda görülmediler mi? Starbucks çok farklı bir şey mi yapıyor? Apple’ın akıllı telefonu yeni bir fikir mi?
Acaba ben, en son ne zaman yeni bir fikir veya yaklaşımdan bahsettim?
Pazarlamada fark yaratmak için kafamızı yormamız gereken yeni fikir bulmak değil, iyi fikirleri nasıl eşsiz, nasıl etkin, nasıl kolay taklit edilemez şekilde sunabileceğimizi bulmak olmalı, değil mi?
Geleceğin müzik dükkanları
Haziran 22, 2008 Pazarlama Fikirleri
MP3 varken, CD veya kaseti dükkandan kim alır? Çoğunluk müziği mp3 oynatıcılardan dinlemeye başlarken?
Gelecekte belki aynı plakta olduğu gibi CD’ler moda olabilir, DJ’ler hala CD’lerden müzik çalıyor olabilirler… Fakat müzik CD’leri satan bir müzik dükkanı açmak uzun vadede çok da akıllı bir fikir değil gibi, ne dersiniz? Zor olan ise bir çok müzik dükkanının şimdiye kadar para kazandıran işi geride bırakıp yeni şey denemek zorunda kalacak olmaları.
Dükkanlar tamamen yok olmayacak belki ama ayakta kalmaları için şekil değiştirecekleri kesin. İşte yeni müzik dükkanları nasıl olabilir, tamamen uydurma bir fikir.
Müzik odası.
Konsept
Burada özel tasarlanmış bilgisayarlarda, kulaklıklarla, rahat koltuklarda istediğiniz her müziği ücretsiz olarak dinleyebilir, bir şeyler içip, bir şeyler yiyebilirsiniz. (Starbucks benzerini yapıyor.)
Gelişmeleri kabullen
Sadece müziği dinlemezsiniz, yanınızda oturan veya diğer arkadaşlarınızla (İnternet üzerinden) beğendiklerinizi paylaşabilirsiniz. Sonra bir Müzik Odası’ndan veya İnternet’ten müzikodasi.com sitesine girip, istediğiniz müzikleri satınalabilirsiniz.
Uzmanlaş
Müzik konusunda çok bilgili insanlar çalışır burada. Müzik konusunda uzmanlar gelip, kısa seminerler verir, Müzik Odası’nda. Seminerleri ve uzmanların her ay farklı temalardaki görüşlerini burada veya İnternet sitemizden ücretsiz olarak okuyabilrisiniz.
Müzik Odası, iyi müziği paylaşmak içindir. Müzik Odasının mekanlarındaki içecekler veya sunulan yemekler sadece müzik dinlerken dikkatinizin dağılmaması için ve daha çok keyif almanız için vardır.
Uzatıp bir çok fikri burada anlatabilirim. Eğlenceli. Kısaca anlatmak istediğim. Teknoloji bizi yok etmek için değil, bize hizmet etmek için var. Ona karşı değil, onun yanında durmalıyız. Teknolojiyi kabullenip, ondan faydalanınca…
Az önce yazdıklarımı okuyunca hala hoşuma giden, farketing’e ilk yazdığım fikirlerden "Dans etmeyen giremez"i tekrar hatırladım.
[Not]: Yukarıdaki kartviziti, zevk olsun diye hazır bir siteden indirip, üzerindekileri değiştirdim (adres) Aynı Müzik Odası fikri gibi üzerindeki her şey uydurmadır.
Koşmaktan korkan çocuklar
Haziran 22, 2008 Diğer

Sokakta bir çocuk koşuyor. Tanıdığım bir kadın da ona sesleniyor.
"Koşma!"
Hemen atlıyorum: "Neden koşmasın? Bırak koşsun"
"Düşer" diyor.
"Kalkar" diyorum. "Canı yanar" diyor…
Koşan çocuk için bu tür laflar söylemem kolay, biliyorum ve belki biraz klişe ama koşmayan, hata yapmamaya teşvik edilen, sürekli acı ile korkutulan bireyler yetiştirmek?
Yok varsaymak, yok mu demek?
Haziran 22, 2008 Pazarlama Stratejileri
Bir ormanda bir ağaç düştüyse ve kimse orada değilse, ses çıkar mı? Eski bir felsefe sorusu, tartışılabilir.
İnsanlar ürününüz hakkında konuşuyorsa (iyi veya kötü) ve siz duymuyorsanız, bu konuşmalar gerçekten oluyor mudur? Tartışılabilir mi?
Dışarıda bu kadar sohbet olurken firmalar sadece reklam ile tanıtım yapıyorsa, sorun çıktığında halkla ilişkiler yoluyla sadece basın üzerinden mesajlarını iletmeye çalışıyorlarsa, müşteriyi yok varsaymıyorlar mıdır?
İnternet’te veya diğer yerlerde markalarımızın hakkında geçen konuşmalara bilinçli olarak katılmamak: Retro Pazarlama.
Sizin ürününüz nereden?
Haziran 18, 2008 Pazarlama Stratejileri

Bir ürünün nereden geldiğinin ne önemi var?
Carrefour ürünlerinin geldiği ülkeleri sergilemeye başlamış. Şili’nin limonu, Amerika’nın avakadosu, Uzak Doğu’nun armudu mu ünlü?
Senin limonun Bodrum’dan mı, bizimki Şili’den demek… Ne yapayım limon Şili’den gelmişse?
Kebap ustasının Adanalı olması önemli mi?
Çengelköy salatalıkları Çengelköy’de mi yetiştiriliyor?
Önemli mi bir ürünün menşei?
Cevap: Şüphesiz evet. Mühim olan ürün değil, ürünün neyi anlattığı. Bir limondan bahsetmekle, Şili’den gelen bir limon. Kıyaslayın.
Sinirimi bozan şeylerin yazarı arkadaşım Çağlar başka bir şeyi sorguluyor. Ben de başka bir açıdan:
Şili’nin limonu değil, Bodrum’un limonu dense daha az mı tropik gelir kulağa? Daha da önemlisi sizce Bodrum limonunu daha az kişi mi satın alır?
En iyi oyun bilgisayarı
Haziran 17, 2008 Pazarlama Stratejileri
En tarz, en arzu edilen bilgisayar markası nedir? Cevabı çok ama "Profosyonel veya ileri düzey bilgisayar oyuncuları için en tarz, en arzu edilen marka nedir?" dediğimizde cevabı belli.
Herkesin markası olmaya çalışmak yerine, nispeten küçük bir grubun vazgeçilmez markası olmak. Alienware bunu bilgisayar oyuncuları için başarmış.
Kendimize sormamız gereken: "Bizim markamızı kimler çok beğeniyor?" veya "Bizim markamız hangi gruplar için arzu edilen bir marka?"
Beklentiler nerede
Haziran 16, 2008 Diğer
Norveç, dünyanın en zengin ülkelerinden birisi. Norveçli’ler yine de durumlarından mutlu değil.
Açıklamaları: Norveçli’lerin beklentisi yüksek.
Nerede olduğumuz değil, ne beklediğimiz mühim olan değil mi?
Müşterinize nasıl ulaşıyorsunuz?
Haziran 14, 2008 Pazarlama Fikirleri, Pazarlama Stratejileri
Bankalar ve mobil operatörler dışında bir çok firma müşterisini ismen tanımıyor. İstediği zaman onlarla direkt iletişiem geçemiyor. Pazarlamacılar, ortada Internet gibi müşterileriyle birebir temasa geçecekleri bir ortam varken bundan faydalanmıyorlar.
Hala.
Bir sürü viral oyun, viral başarılı uygulama yapıldı. Başarıları ilgi çekmeleri. İnsanları konuşturmaları. Aynı başarılı televizyon reklamları gibi.
İzle, üzerine konuş ve unut. Retro pazarlama.
Model yanlış.
Model, insanlarla ilişkiye girmeye değil, insanların ilgisini çekmeye yönelik. Bir ürünü sattırmaya yarayabilir ama kısa süreli.
Oysa viral pazarlamacılar veya diğer firmalar müşterilerinin kim olduğunu öğrenmeye gayret etseler…
Sony Ericsson’un tanıştığım bir üst düzey yöneticisine sormuştum: "Ne yapıyorsunuz müşterinizi tanımak için?" "’Focus’ grup" diye cevaplamıştı. Demek istediğimi anlamadığı için değişik bir şekilde sordum: "Peki nasıl ulaşıyorsunuz onlara ulaşmak istediğinizde?" Yine tam anlamadığını hissetmiştim. Nedeni belliydi, zaten müşteriye ulaşmanın bildiği eski bir yolu vardı. Reklam, ağızdan ağıza pazarlama… veya adı her neyse.
Oysa ne kadar kolay SonyEricsson’un telefonlarına basit bir uygulama ekleyip müşterilerini birebir tanımaya başlayabilmesi. En basitinden telefona yeni bir kart takıldığında:
SonyEricsson’a hoşgeldiniz, buradaki bilgilerinizi isterseniz, X sitemizde saklayabilirsiniz, telefonunuz kaybolursa bu bilgilerinize kolayca ulaşabilirsiniz. Ayrıca isterseniz, size SE’nın yeniliklerini, duyurmamızı da sağlayabiliriz…
Bu fikir ne dahiyane, ne yeni, ne de yapması zor. Zor olan kafaların değişmesi. Nedeni belli. Aşağıdaki 2 farklı durumda insanların çoğunlukla nasıl davrandığını hepimiz biliyoruz:
- Tanıtım için 10 milyon YTL var, ne yaparsınız?
- Tanıtım için 10 bin YTL var, ne yaparsınız?
Greenpeace’in dove kampanyası
Haziran 8, 2008 Pazarlama Stratejileri
Dove’un ünlü güzellik videosu kadar etki olmuş bir video. Üstelik Dove’a karşı.
Greenpeace’in sayfasında yazana göre Greenpeace’in şimdiye kadar yaptığı en etkili kampanya.
İnternet’in ne denli etkin bir mecra olduğunu gösteren en iyi örneklerden.
Daha da önemlisi, firmaların "yarım iyi niyetli" olma şanslarının kalmayacağı bir dönemin başlangıcı: Dove gerçek güzellik kampanyasının bir sömürü olmadığını düşünmemiz için, Dove’un ormanları yoketmediğine inanmamız lazım, değil mi?
Gerçek güzellik deyip, sonra da doğayı katledemezsiniz değil mi?
Şans değil, kaçan fırsatlar
Haziran 8, 2008 Diğer
Richard Wiseman isimli bir profesör/psikolog neden bazı insanların şanslı olduğunu araştırıyor:
Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı veya şansız hisseden yüzlerce erkek ve kadınla bir araştırma yapıyor.
Wiseman, hem şanslı hem şanssız insanlara bir gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bulmalarını istiyor. Gazetenin ortalarına bir yere de, sayfanın yarısını kaplayacak şekilde, yüksekliği 5 cm’den büyük harflerle "Deney görevlisine bu notu gördüğünüzü söyleyin 250 dolar kazanın" yazan bir not ekliyor.
Şansız insanlar bunu fark edemezlerken şanslı insanlar hemen farkediyor.
Araştırmadan çıkan genel sonuç: Şanssız insan yoktur. Gergin olduklarından ve sadece bir konuya odaklandıklarından fırsatları kaçıran insanlar var.
İş ararken iş bulamamamız, erkek/kız arkadaş bulmaya çalışırken yeni arkadaşlar edinemememiz, çok çalışmamıza rağmen terfi edemeyişimiz… Şansla mı ilgili?



