Problem çözmeye odaklanınca

Problemleri çözmeye çok kafayı yorunca, problemi ortadan kaldırma seçeneğini atlıyoruz çoğu zaman.

Kabloların çirkin görünmesini engellemek için bir çok aksesuar, boru yerine, kabloların güzel görünmesini sağlamak. Nood ürünleri.

Kaynağı azaltmak yerine artırmak

Bir işe daha fazla kaynak ayırmak o işin daha iyiye gideceği anlamına gelmiyor.

Eğer her zaman yaptığın şeyi yaparsan, her zaman aldığın şeyi alırsın, Matthew Kelly

Değişim olmasaydı belki ama şimdi çok iyimser. Değiştiriyorum:

Şimdiye kadar işe yarayanı yinelersen, her zaman aldığını almayı bekleyemezsin.

İşe yarasaydı, büyük kuruluşlarının kurduğu reklam destekli İnternet sitelerinin hepsi başarılı olmalıydı. Çoğu değil. Çoğu artık yok bile.

Belki doğru çözüm, kaynağı artırmak değil, azaltmak:

  • İnsanlar markanızı yeterince bilmiyor mu? Reklama daha az kaynak ayırın.
  • İnsanlar konuştuklarınızı dinlemiyor mu? Daha az konuşun.

Ne düşünüyorsunuz?

Köpekler korkuyu hissediyor

Sokakta bir köpeğin kafasını sevdim ve hemen az sonra çocuğun birisi o sakin görünümlü bir köpek tarafından kovalandı. Çocuk hiçbir şey yapmadı ama bariz korkuyordu köpekten.

Biz insanlar için de durum benzer. Hayvanlar kadar iyi hislerimizi duymaya alışık değiliz sadece. Sizi bilmiyorum ama benim için çok tanıdık bazı olaylar:

  • Birisiyle tanışırım, görünürde ters bir şey yoktur ama bir şekilde güvenemem o kişiye. Uzun zaman tanıdığım bir insan bile olabilir bu. Hiç yanlış bir şey yaptığını görmesem de güvenmem.
  • Başarılı bir insanı ayırt edebilirim, henüz tek bir kelime etmemiş olsa dahi.

Daha bir çok örnek var. Şüphesiz hislerimi yanlış yorumladığım örnekler de var fakat biliyorum ki kararlarımızda rasyonel olmaktan öte, bizi yönlendiren, bize doğru yolu göstermeye çalışan bir etken daha var. Bilinçaltı veya hislerimiz. Ne isim takarsak takalım.

Bunları söylerken, pazarlama, iş dünyasından şu örneği de düşünün:

Bir şirket veya yok yok, bir şahıs diyeyim daha iyi aklınızda canlansın. Bir hata yapılıyor, neyse bu artık, birilerini kötü olarak etkiliyor. Olay, sosyal medyaya düşüyor, herkes tarafından konuşuluyor. Sonra sorumlu şahıs durumu fark ediyor ve hiç gecikmeden, açıklama yapıyor. “Böyle bir durum oldu ve sorumlusu benim, hata yaptım, kusura bakmayın, bir daha olmayacak.”

Sonra sosyal medyadan, oradan buradan birileri bu davranışı alkışlıyor. “En azından dürüstçe cevapladı” diyor.

Ama bir şekilde biliyoruz ki, bu adam dürüst değil, muhtemelen bir çok başka ciddi hataları var fakat o durumu kurtarma derdine. Biz de alkışlıyoruz hatta ama içten içe “Bu doğru gelmiyor bana” diyoruz.

Tanıdık mı?

Foto: iamruby CC

Kitlesel reklam üzerine konuşmak

Kitlesel reklamın (televizyon, radyo… reklamı) eskisi kadar etkili olmadığı fikrinden bahsetmek iyice anlamsız olmaya başladı. Kitlesel reklam bir markanın, bir ürünü, servisi veya markayı insanlara duyurma problemini çözüyordu.

Arık böyle bir problem yok.

Markalar, firmalar, müşterilere kitlesel reklam olmadan da ulaşabiliyorlar. Yaptıkları, yapacakları reklamlar artık eskisi gibi büyük bütçeli olmak zorunda değil.

İlgi çekici, paylaşılmaya değer olmaları yeterli. Gerisini sosyal medya reklamverenin yerine yapıyor.

Bizi para harcamaktan kurtaran, popüler sorumuz:

Üzerinde çalıştığımız iş/reklam , fikir… paylaşmaya değer mi? Veya nasıl daha paylaşmaya değer hale getirebiliriz?

Fotoğraf: meddygarnet CC

Toplantılar paralı olsa

Rework kitabından toplantılara bir bakış:

Eğer 1 saatlik bir toplantı ayarladıysanız ve 10 kişi katılıyorsa toplantıya, bu aslında 1 saat değil 10 saattir.

Ne güzel bir bakış açısı. Bir de parasal olarak bir hesap yapalım:
Katılanların 3’ü yönetici, bir kaçı uzman olsa, ortalama saat ücreti 35 TL olsa, toplantının maliyeti: 350 TL olur.

Toplantı düzenlerken sormamız gereken 2 soru:

  1. Toplantıya gerçekten ihtiyaç var mı?
  2. Varsa, herkesi çağırmalı mıyım, yoksa bazılarının yanına 5 dakika uğrayıp, bir kaç şeyi birlikte çalışıp çözebilir miyim?

Belki de insan kaynakları bir politika belirlemeli: Her 5 kişilik toplantının değeri X TL’dir, sizin de her ay 2X TL’niz var, eğer daha fazla kişi veya adet toplantı yapıyorsanız, maaşınızdan kesilecektir.

Çok ütopik mi olduğunu düşünüyorsunuz?

O zaman siz de başkasının parasını düşünmeden harcamayı sevenlerdensiniz.

Fotoğraf: aureliozen CC

Algı neyse gerçek odur

Bir sitenin sloganıydı sanırım bu:

Algı gerçektir. Gerçek de paradır.

Üniversite bitirmiş birisi üniversite bitirmemiş birisinden her zaman üstündür.  Not ortalaması iyi olan birisi, iş hayatında daha başarılı olacaktır. Kimsenin gitmediği yoldan giden risk alıyordur. Amerika’yı bir daha keşfetmeye gerek yoktur…

Yukarıdakilerinin hepsinin aksini iddia edebilirim fakat ortak görüş (çoğunluğuk) bana katılmaz. Ve ortak görüşe hitap eden bir iş yapıyorsak, önemli olan algıdır.

Soru:

Ortak görüşe hitap eden bir iş mi yapıyoruz/yapmak istiyoruz? Yani anne babalarımızın ilk duyduklarında aferin oğlum/kızım diyeceği türden bir iş…

Yoksa, başta değil, sonda takdir edileceğimiz bir iş mi? Yani ne kadar destekleyici olsalar dahi “Ne yapıyorsun oğlum/kızım, emin misin?” dedikleri türden bir iş…

Nasıl bir yol çizmeliyiz kendimize?

[Farketing notu]: Algı değişkendir ve başarılı olanı hemen kabullenir. Fark yaratmak için algıya değil, sonuca odaklan.

Fotoğraf: Flickr CC

Elimizdekini çok iyi yapmak da yeterli değil

Etohum‘un kurucusu, Burak Büyükdemir’le yaptığımız sohbetlerden birisinde Burak’ın söylediği bir fikri, her fırsatta başkalarıyla da paylaşıyorum:

Yaptığımız işe ve onu çok ileriye taşıyacağımıza inanıyor olabiliriz ama zamanı geldiğinde bırakmayı, yerine daha fazla getirisi olanı seçmeyi de değerlendirmeliyiz.

Uğraştığımız şeyi ileri taşımak için bir çok fikir üretiyoruz, bir çok şey deniyoruz. İyi yapıyoruz çünkü çoğu başarıyı kararlı olmak getiriyor. Yine de, bazen durup düşünmek lazım. O yüzden şu soruyu artık kendime daha fazla soruyorum:

Yaptığım işi bırakıp başka bir şey yapsam çok daha fazlasını başaramaz mıyım?

Aynı şey pazarlama işleri için de geçerli, broşürün renkleri veya başka ayrıntılar üzerine çalışmak yerine, daha fazla değer üretecek bir iş üzerine çalışamaz mıyız?

[Not]: Yaptığım işi henüz bırakmadım ama fikri benimsememin bana çok faydası oldu, Burak’a teşekkürler.

[Farketing notu]: Fark yaratan, olan değil, olmayan üzerine çalışandır.

Fotoğraf: FlickrCC

Tereddüt yaratmayan tasarımlar

İnternet tasarımında her fonksiyonun 3 önemli özelliği özelliği olması gerekiyor…