Ne söyledikleri değil, ne yaptıkları

Braddpitt

Bir ünlünün fikri şüphesiz önemli. Fakat bunu bir reklamda söylüyorsa ne kadar etkili olabilir? İlhan Mansız'ın ben kusursuz saçlar için Clear şampuan kullanıyorum demesi, sıradan birisinin bunu söylemesinden daha etkili olabilir ama ne kadar inandırıcı?

İşte bu ve benzeri fikirler belki de o yüzden hep ilgimi çekmiştir. Bir ünlünün "ne kullandığı", "ne kullandığını söylediği"nden daha değerli, değil mi?

coolspotters.com

14.05.2008 | Pazarlama Fikirleri | Permalink | Yorumlar (2)


 

Trek 8500'ümün iyi hikayesi yok

8500_silver
Geçen gün Trek 8500 marka bir bisiklet aldım. Heyecanla bisikletimden bahsederken, bir arkadaşım ne aldığımı duyunca beni hafif kınayan gözlerle el yapımı bir bisiklet markasından bahsetti:

Farkettim ki bisiklet konusunda benden daha deneyimli. Daha çok şey biliyor. Fakat tartışma ilerleyince bir soruyla başka bir şey daha farkettim: "Nedir farklı olan, tüm aksamlar zaten aynı (vitesler, sele, pedallar, vs herkes aynı marka parçaları kullanıyor), bisikletin kadrosu mu?"

Sorunun cevabı evet. Kadronun el yapımı olması. Birisi eliyle yapıyor kadroyu.

Peki, el yapımı olan fabrikasyondan daha mı iyi? Belki 50 yıl önce öyleydi ama şimdi?

Özellikle teknolojik bir üründen bahsediyorsak?

Cevap, hikayesi olan daima daha iyi. "Fabrikada üretilmiş" demenin nesi ilginç?

[Not]: Bu arada daha iyidir belki de, el yapımı olan ama ben bisikletimi seviyorum.

13.05.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (0)


 

40 kez söylerseniz, gerçek mi olur?

İnsanlar sürekli bir şeyler yazıyor, sürekli bir şeyler paylaşıyor. 'Forward' mesajlar. Eskiler böyleydi, yeniler ise böyle. Atatürk şunu yaptı, bunlar şunu yapıyor. Başarılı olmanın anahtarı, mutluluğun yolları, yaşamın tadını çıkarın yavaşlayın...

Saçmalık.

Değil.

Saçma olan, kimsenin bir şey yapmıyor olması. Konuşmanın ya da 'forward' mesaj yollamanın bir şeyleri değiştireceğini sanmak.

Oysa bir şey değiştirmek istiyorsak gereken, yapmak.

Ne bildiğimiz değil, ne yaptığımız değişimi başlatan.

12.05.2008 | Diğer | Permalink | Yorumlar (0)


 

Otomobil alana benzin indirimli?

Chyrsler

Habere göre, Amerika'da Chrysler, otomobil markası, belirli model arabalarını satın alanlara benzinde 3 yıl boyunca indirim sunuyor.

Türkiye'de büyük bir kesim için arabanın "Çok kullanmayacak olsam da almalıyım.", "Arabayı kullanmak değil, arabam var demek önemli." veya statü göstergesi anlamına geldiğini biliyoruz. Belki de Türkiye'deki otomobil üreticileri, dağıtıcıları da benzer kampanyalar yapmalı. Ne diyorsunuz?

8.05.2008 | Pazarlama Fikirleri | Permalink | Yorumlar (8)


 

Komplikeyi seçmek kolay olan

Herkes bir şeyleri komplikeleştirmeye çalışıyor. Şunu da koyalım, bunu da koyalım. Şu da olsa harika olur...

Gerçek: Komplike bir şey yapmak, basit bir şey yapmaktan çok daha kolay.

Diğer gerçek: Basit olan insanın aklına daha rahat giriyor ve daha uzun süre orada kalıyor.

Amacımız, akla girmek ve orada kalmak olduğuna göre, belki de biraz daha çaba harcamalıyız.

6.05.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (3)


 

Konumlandırmak için paketlemek

Bundling Ürününüzün hangi kitle tarafından kullanılacağını belirleyip, ona göre satmak isteyebilirsiniz.  Pazarlamacı olarak buna konumlandırma diyebilirsiniz. Fakat müşteri sizin hikayenizi, sizin sunumunuzu almak zorunda değil.

Bir ürünün konumlandırmasının müşteri kafasında oturması için yeterli uyarıcı, yeterli motivasyonun olması gerekir.

Klasik yöntem, bol reklam, zorla öğretme.  İşe yarayabilir, yarıyor da, bol paranız ve tabii ki doğru ürününüz varsa.

Diğer bir yöntem belki de, doğru ürünleri birlikte sunmak, satmak. Örneğin, ev hanımlarının günlerinde çayla cipsinizin yemesini istiyorsanız, sadece "Cips çayla yenir." demiyorsunuz. Rize Çay veya ile cipsi bağlayıp, birlikte satıyorsunuz. Ya da Japonların yaptığı gibi  sigara ile kahveyi.

Acaba başka neler birlikte satılabilir?


4.05.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (10)


 

Shimano, pazara farklı bakış

Lime
Ünlü bisiklet vitesi markası Shimano ile ilgili ilginç bir hikaye okudum. Bisiklet pazarı istendiği gibi büyümediği (günlük kullananlar azalıyor) için, Shimano bir araştırma yapmaya başlıyor. Neden insanlar bisiklet kullanmıyorlar,  anlamaya çalışıyor.

Fakat bir çok pazarlamacının yaptığı gibi, bisiklet kullananları veya eskiden kullanıp şimdi kullanmayanları değil, bisiklet kullanmayanları araştırıyor. Müşterileri değil, müşteri olmayanları.

Shimano’nun bulduğu (bisiklet kullanmayanlar için çocukluk anıları önemli çünkü bisikleti o zamanlarda keyifle kullanıyorlar), yaklaşımı kadar önemli değil.  Yaklaşımı sayesinde, çok büyük kitleye uygun bir bisiklet hazırlanıyor: www.coasting.com

Ve pazarlamacıların kendisine daha sık sorması gereken:

  • Şu an ürünümüzü kullanan 5 kişiden önemli olan belki de, kullamayan 95 kişi mi?
  • Müşteriler veya hedeflediğimiz pazardakilere bakmak yerine, müşterimiz olmayanlar veya hedeflemediğimiz pazarlar bize neler vaat ediyor bunu mu araştırmalı?

30.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (5)


 

Azını söz vermek, çoğunu sunmak

Eğer marka bir söz ise, tüm şans olasılıkları, politika taktikleri ve insan davranışının belirsizlikleri mümkün olduğunca az söz vermemiz gerektiğini öneriyor. referans

Azı söz vermek + fazlasını sunmak = yüksek müşteri memnuniyeti

Yeterince büyük söz vermemek = ilgi çekememek demek

Çok fazlasını önermek + azını sunmak = müşteri memnuniyetsizliği

Sınır nerede belirlemek kolay değil fakat ama başarı için kural:
Yeterince ilgi çekecek kadarını söz vermek + daha fazlasını sunmak = yüksek müşteri memnuniyeti + yeterince müşteri

29.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (8)


 

Kurumsal blogun 6 faydası

Her şirket blog sitesine sahip olmamalı (neden anlatmayacağım) fakat firmanızın bir blog sitesi olacaksa ve bunu doğru yapabilecekseniz (nasıl olduğunu anlatmayacağım), işte kurumsal blog sitesine sahip olmanın 6 önemli faydası:

Sizi başarılı yapan/yapacak insanlarla direkt temas
Aracı yok, dolaylı iletişim yok. Birinci ağızdan. Tepkiyi görmek için beklemeye gerek yok. Cevabını takipçiler veriyor. Anında.

Müşteri araştırmasına gerek yok
Müşterilerinizi arayıp, sahte cevaplar alacağınız sorular sormanıza gerek yok. Soruları cevaplamak isteyenler zaten sitenizde. Ankara için bir çalışma yapıp, buranın Erzurum’dakilerle aynı olduğunu varsaymanıza da gerek yok. Internet herkese aynı uzaklıkta. Daha çok kişi, daha çok çeşit, daha yakın. Daha çok gerçek veri.

Etkileyiciler, mesajı yayanlar kim diye aramaya gerek yok
Müşteri verilerine bakıp, şu müşteri sosyal, şu müşteri fikirlerimizi yayar deyip onlarla iletişime geçmeye çalışmaya gerek yok. Zaten sizi takip edenler, sizin tanımlarınıza girsin girmesin, mesajlarınızı yayabilir. Kafa yormaya gerek yok. İlgilenenler blogunuzda.

Reklam ile herkese gitmeye gerek yok
Reklamla 100 kişiye gidip, 10 ilgili kişiye mesaj ileteceğim diye, 90 kişiyi kendinizden soğutmanıza gerek yok. Sizinle ilgilenen 10 kişi zaten orada. Sitenizde.

Uzun vadeli güvene dayalı ilişki kurma
Samimiyet, dürüstlük, paylaşma. Göstermelik olmayan bir blogun temel özellikleri. Bunların hepsi de ilişki anlamına geliyor. Müşteriler veya potansiyel müşteriler ile. Uzun vadeli ve samimi bir ilişki. İşini dürüst ve iyi yapan bir kuruluş daha fazla ne ister ki?

Bolca yeni müşteri adayı
Bu işin teknik kısmı. Yaşasın Internet. Yaşasın Google. Sizi takip edenlerin sizi başkalarına önermesi dışında bir de geçerken sizi bulanlar var. Dünyadaki blog site ziyaretçilerinin yarıdan fazlası (en azından) arama motorlarından geliyor. Yani potansiyel müşteriler. Bu madde belki fırsatçı pazarlamacılar için en çekici olanı. Fakat unutmadan: Bulduklarını beğenmezlerse bir daha gelmezler.

Eklemek istedikleriniz?

24.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (1)


 

Ücretsiz gazeteler

Her tarafta günlük ücretsiz gazete dağıtan genç kızlar, erkekler var.

Önlerinden her geçişimde bana “Günaydın” deyip, gazete uzatıyorlar. Her “Günaydın”a “Günaydın” diyorum, elimde değil fakat yüzlerine bakmıyorum, sanki bana “Günaydın” demiş birisinin uzattığı bir şeyi almamakla ayıp ediyormuşum gibi.

Tek miyim?

Yüzde yüz samimi olmasa da, insanların etrafta tanımadığı insanlara “Günaydın” demesi, olumlu bir etki yaratır mı?

22.04.2008 | Diğer | Permalink | Yorumlar (20)


 

Aynı şey, farklı sonuç??

Eğer her zaman yaptığınızı yaparsanız, her zaman aldığınızı alırsınız. Tony Robbins

Enteresan olan: insanların çoğu zaman (ben dahil) aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde edebileceğini sanması.

22.04.2008 | Diğer | Permalink | Yorumlar (5)


 

Satış sözleri değil, sohbet!

Sıradan bir reklam: "Ağaoğlu, özgün projeleriyle geleceğin Türkiye'sini inşa ediyor."

Gerçek: Kimse bir satışçı ile konuşmak istemiyor.

Sizce de çok doğal değil mi, size bir şeyler satmaya çalıştığını bildiğimiz kişiyi yok varsaymamız?

Güvendiğimiz, dinlediğimiz = arkadaşlarımız. Kulaktan kulağa pazarlama bu yüzden bu kadar gündemde. Dinlemiyoruz başkalarını.

O halde, yapmamız gereken sizce de, bir şeyler söylerken, bağırmak değil, arkadaşımızla konuşur gibi konuşmak olmalı, değil mi?

[Farketing notu]: Stratejimiz, insanlara, sesimizi duyurmak için bağıracak uzaklıkta olmak değil, fısıltı ile dahi konuşsak duyulacak kadar yakın olmak olmalı.

21.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (7)


 

Yaşamak için dene

Yağmurun yağdığını, sesini duyduğundan anlıyorsan, ıslanmıyorsun demektir. Oruç Aruoba

Sadece izleyerek yaşamak mümkün değil. Bir sürü fikri değerlendirip, yorum yapıp, yenilere "hayır" deyip, sadece denenmiş olanları uygulamak da pazarlama değil.

Başarılar ve hayata anlam katan şeyler dışarıda.Yaşamak için dene.

21.04.2008 | Diğer | Permalink | Yorumlar (1)


 

Hedef, standartları belirlemek

Iphonehand Bir önceki yazımı tekrar düşününce hatırladım, yakın bir arkadaşım 10 yıl önce, "Keşke, tamamen dokunmatik ekranlı cep telefonları olsa." diyordu.

Artık Apple iphone var. O zaman duyduğumda bile yapılması çok mümkün geliyordu.

Peki, neden Palm bundan bu kadar çok zaman önce, yaklaşmış olmasına rağmen, başaramadı?

Neden, Nokia bu kadar güçlü ve pazar lideri olmasına rağmen, telefonlarını bir sonraki adıma taşıyamadı?

En iyisini değil, en ilerisini yapmak hedefleri olsaydı, belki Apple hiçbir zaman mobil telefon pazarında olamayacaktı. Şimdi telefon piyasasına I-phone kadar iyi bir ürün girse bile bir şey değişmeyecek.

İşte fark yaratmamız için odaklanmamız gereken: Takip eden değil, uzaktan takip edilebilen olmak.

[Farketing notu]: "Yeterince iyi" yaklaşımı, yeterince iyi değil. Fark yaratmak için, sınırlara gitmek gerekir.

15.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (1)


 

Pazarını yaratan markalar

Dün, Cinebonus, BurcBeach, Mac, NuPera gibi çok başarılı işletmelerin sahibi Mars Entertainment Group'un sahibi Muzaffer Yıldırım'ı tanıma fırsatı buldum. Yıldırım'dan düşündürücü bir cümle:

Hep fark yaratan sıradışı işler yapmaya çalışıyoruz. Girdiğimiz işlerde de standartları elimizden geldiğince yüksek tutuyoruz. Böylelikle bizden sonra gelenlerin, fark yaratma şansı kalmıyor.

Önemli 2 ders var burada:

Pazarı kendin tanımla
Spor salonu pazarına ilk giren MEG (Mars Entertainment Group) değil. Hillside, gibi başarılı spor salonları zaten vardı. Fakat MEG yüksek standartlar ile farklılaşıp MAC Spor Merkezleri'yle yeni bir pazar yaratıyor. Zincir tasarım spor merkezi pazarı.

Standartları yüksek belirleyerek giriş bariyeri yarat

Sinema pazarına ilk giren de MEG değil. Fakat MEG piyasadakilerden bariz daha yüksek bir standartı yakalıyor. Rakipler artık MEG'den daha iyisini yapsa bile, farklılaşmaları mümkün değil. Mars Entertainment Group, zincir modern, teknolojik sinema merkezi pazarının lideri.

"Türkiye'deki en iyi marka ne?" diye birkaç farklı pazarlama dergisi, bir kaç kez sormuştu. Aklıma o zamanlar bir marka gelmemişti. Mars Entertainment Group bu markalardan birisi olabilir, ne dersiniz?

[Farketing notu]: Taklit edilemeyen markalar, kendi pazarını kendi yüksek standartlarıyla tanımlar.

15.04.2008 | Pazarlama Stratejileri | Permalink | Yorumlar (3)