İsim seçimi
'Positioning' (Konumlandırma) kitabında ilginç bir araştırmadan bahsediliyor:
Bir grup öğretmenden, 5. sınıflara ait olduğu söylenen aynı komposizyon kağıtları verilip, bunların puanlanması isteniyor. Bu kağıtların hepsi birebir aynı tek farkları üzerindeki isimlerin farklı olması. Bir gruba Amerika'da popüler olan Micheal ve David, diğer gruba da Hubert ve Elmer isimli kağıtlar veriliyor.
Sonuç, David ve Micheal isimli kağıtlar, diğer kağıtlara oranla ortalama 1 puan yüksek çıkıyor. Neden olarak ise geçmişteki tecrübeler gösteriliyor, Huber ve Elmer kaybedenlerin isimleri. Sonuç: Markanın ne adı olduğu, en azından başlangıç için çok önemli.
28.10.2004
Ben niye bir mor manavım?
20 yıldır en uzun süreli yapmış olduğum iş olan Pazarcılığı, bir yirmi yıl daha, sürüdeki ineklerle aynı renkte yapmak istemedim. Önümde iki yol vardı. Ya aykırı işler yapıp bir mor inek, olarak, sürüden ayrılacaktım, yada bir 20 yıl daha sürüdeki diğer ineklerle aynı renkte yoluma devam edip hayatımı idame edecektim.
Aslında ile de bir mor inek olma iddiam yoktu. Benimkisi sadece yirmi yıl önce, sektöre ilk giriş yaptığım zamanla, yirmi yıl sonrasında, Pazar aleminde, değişiklik ve yenilik anlamında hiçbir artı olmamasına tepkiydi. Yirmi yıl önce görüntü neyse 20 yıl sonra da aynı görüntü vardı. Hiçbir değişiklik yoktu. Oysa bir çok iş kolu ve sektör’de bırakın 20 yılı, 4-5 yılda bile inanılmaz dönüşümler söz konusuydu. Ama pazarda,
en ufak bir değişiklik belirtisi bile söz konusu değildi. Yenilik adına ilerleme bir yana, gerileme söz konusuydu. Bu şekilde düzene uymakla olmaz. Pazar, pazarcılar ve düzen değişmiyorsa, o halde ben değişmeliyim. İyi de nasıl? Mutlaka değişik işler yapmalı ve pazarda çığır açmalıydım. Pazar dışında çok az olan zamanımı. İnternette geçiriyordum. Zaman içinde, internet, ve e-Ticaret kavramlarını iyice incelikten sonra, bir gece kafam da bir web sitesi açma fikri oluştu. Sahi neden olmasın? Böyle bir çalışma, pazar alanında yenilik anlamında, bana çok şey katacaktı. Ülkemizde henüz yeni, yeni bir çok büyük kuruluş ve banka internette yer almak için çalışmalara giriyorken. Ben bir pazarcı olarak çok az bir bütçeyle, ve tek başıma kurumsal bir çok şirketin bile henüz böylesine bir yola girmeye cesaret bile edemiyorken. Ben internette var olacaktım. Büyük hayal ve umutlarla girdim nete, Amacım Türkiye’de bilişim teknolojilerine en uzak sektör olan,Tarım sektöründe web’ te ilk yerini alanlardan biri olmaktı. Temel düşüncem şuydu, ilk yapan işi götürür. Ama ilk web site tasarımını kısıtlı imkanlarımla ancak üç sayfalık bir tasarımdan ibaret, online yayına koyabildim. İlk sayfa, kuruluş yazısı, ikinci sayfa, çıktığımız pazarları, üçüncü sayfa iletişim bilgilerinden ibaret idi. Ben site açmıştım açmasına ama kimse bunu bilmiyordu. Mutlaka bu açmış olduğum siteyi insanlara, duyurup, bu yolla siteye, ziyaretçi çekmeliydim. Uzun bir kişisel araştırmadan sonra. Bunu yapmanın en iyi yolu, üstünde marka logosu, web site adresi, ile mail adresi,yazılı poşetler yapmak olduğu düşüncesine vardım. İnternet çalışmaları ile beraber aynı zamanda markalaşma çalışmalarını da yapıyordum. Marka için, bir çok isim düşündükten sonra, marka ismi olarak, Meyza da karar kıldım. Meyza kelime olarak, hem çok kısa, öz ve hiçbir anlamı olmayan bir kelimeydi, ama bunun ötesinde, Telafüzu rahat ve akılda hemen kalabilecek bir isimdi de.( Meyza ismi ve oluşturmuş olduğum logo bir çok anlam taşıyor. Ama burada bunlara değinmek istemiyorum. Zaman için değişik platformlarda bunu söylerim.) Markam artık Meyza olacaktı bundan sonra. Aslında markalaşma düşüncem internetten çok öncelere dayanıyordu. Yani bir marka yaratma düşüncesi, 15-20 yıl öncelere dayanan bir hayalimdi benim. Böylelikle bu hayalimde gerçekleşmiş oluyordu. Yazınca bu işler çok kolay oluyormuş gibi geliyor insana. Oysa ben tüm bu çalışmaları yürütmek ve bunları hayata geçirmek için, çok gece yazıp çizdim. Çoğu geceyi uyumadan taslak ve projelerimi hazırladım. Hem sosyal hayatımdan hem de sağlığımdan çok şey yitirdim. Sadece bununla kalmadı kuşkusuz yitirdiklerim. Tüm bu çalışmaları yürütmek, için gelirimin hepsini bu işlere harcıyordum. Ailem ve yakın çevreme göre bunlar boşa harcanan paralardı, bana göre ise geleceğe yatırım. Tüm bu çalışmaların parasını kendim karşılıyordum. Hatta o zamanlar işçi olarak çalıştığım tezgahta kullanmak için hazırlatmış olduğum poşetlerin klişe parasını bile ben karşıladım. benim için bu bile önemli değildi bunun ötesinde bu poşetleri tezgahında kullanmak üzere, poşet projem için bana destek veren, akrabalarıma minnet bile borçluydum. Poşetler hazırlanma aşamasında iken, ben yarım metre eninde, 9- 10 mt uzunluğunda koyu,yeşil bir bez parçasına evde beyaz boya ile, pek yakında, Meyza geliyor! diye yazı yazdım. Hatta kapital ı güçlü firmaların reklam ve kampanya çalışmalarını yürüttüğü gibi. ben bu bez parçasına, geliyor kelimesi içindeki e harfini bile ters yazdım. Dikkat çeksin diye. O bez parçasını yaklaşık iki hafta tezgahın arkasına astım. Bezde Meyza’nın orijinal logosunu da kullanmadım. İki hafta buyunca meraklı bir çok kişi sordu. Özellikle de meraklı teyzeler. İnsanlar doğal olarak soruyordu nedir bu Meyza. kişi mi? Meyvemidir diye. Ben kampanyanın selameti açısından. Hiç kimseye açıklama yapmıyordum. Ama kuzenlerim benim gibi davranamıyorlardı. Bazen bu konuda insanlara açıklama yapıyorlardı. Şükür net ve marka konusunu tam olarak bilemediklerinden kimseye bu çalışmayı tam olarak. Açıklayamıyorlardı. Poşetleri kullanmaya başlarken aynı zamanda, plastik beyaz bir baranda üzerine, meyza logosu, meyza tarım ürünleri satış noktası, internet web adresimiz, (www.meyza.com) ile mail adresimiz yazılı bir afişi tezgahın arkasına asıyorduk. Yani her şeyi kurumsal bir kampanya bilinci ile yürütüyordum.
İlk gün poşetleri kullanınca Meyza logolu, internet web adresi ile mail adreslerini yazan, baskılı bembeyaz poşetler, insanların elinde pazarda dolaşmaya başlıyordu bile. biz bu güzel anın tadını çıkarırken, diğer yanda pazarcı arkadaşlarda, çevrede yeni bir market açılmış diye bilmeden, markamıza küfürler edip duruyorlarmış, ta ki gelip bizim tezgahın arkasındaki afişi görene kadar. Sonra ki günlerde, bizi kıskananlardan eleştiri, yaptıklarımızı beğenenlerden de övgüler alıyorduk. Bu durum bir süre böyle devam etti. Ben tüm bu çalışmaları yaptığım için kendim ile gurur duyuyordum. Ama bu arada paramdan ve gelirimden de oluyordum. Yalnız pazarda genelde bir çok esnaf arkadaşımın, çöpten toplanan ham maddeyle üretilmiş olan, sağlıksız poşetleri kullanırken. Ben doğaya hiçbir zararı olmayan, defalarca kullanılabilecek.yani geri dönüşümü olan, ve içinde taşıyacağınız ürüne hiçbir yan etki etmeyecek bu poşetleri kullandığım için de ayrı bir haz duyuyordum. Kullandığım poşetin özelliği poşetleri bir kenarında yazıyordu. Ama ötesinde poşetleri, bana yapan kuruluşun, bana ürettiği poşetlerin aynısını, real ve migros için de yaptığını söylemeden de edemeyeceğim. Bu arada, o zamanlarda poşetlerinin üstünde web adresi yazan birkaç kuruluştan biriydim. Gerçi henüz şirketim yoktu o zamanlar ama böyle bir çalışmam olmuştu.
Bu poşetler ilk parti bitince, (yaklaşık bir iki ay sürdü) poşet olayı da bitmiş oldu. Bu arada nette ıcq üzerinden sohbet ederken, PC net bilgisayar dergisi editörü ile bir şekilde tanıştım. Daha sonra tanışmış olduğum PC net editörü, bir sayıda, beni, ve çalışmalarımı yazıp beni dergiye haber yaptı. Zamanla ben pazara gidip hem çalışıyor hemde net ile ilgili çalışmalarımı yürütüyordum. Bu arada sürekli, meyza.com mail adresine iletiler geliyordu. Bunlar yurtiçinden, yurtdışına talepler şeklinde oluyordu. Bu durumu gördükten sonra nete daha da ağırlık vermem gerektiğini anladım. Bu doğrultuda hemen ikici versiyon, site tasarımı için çalışmalara girdim. Yine icq üzerinden tanışmış bir arkadaşa, ikinci versiyon tasarımı hazırlattım. Bu arkadaş aynı zamanda, kangurum.com çalışanı idi. Buradan anlatılınca yine kolay gözükecek. Ama ben sırf bu ikinci tasarım aşamasında bile defalarca, Kadıköy’e gittim. her ne kadar tasarım ve html kodlamalarıyla bu arkadaş ilgileniyor olsa da, tüm site içerik yazılarını ben hazırladım. Neticede o siteyi hangi amaçla kullanacağımı ben biliyordum. İkinci versiyon tasarım 6 sayfalık son derece dikkat çekici ve Profesyonel olmuştu. Site yayına girişinin ikinci yılında, gelen iletiler pazar yerine daha büyük, iş olan bu işin toptancılığını yapmamı istiyor, ama ben pazardan da kopamıyordum. Hayatımı idame etmek için mutlaka Pazar devam etmem gerekiyordu. Evet büyük iş yapmalıyım ama büyük iş büyük finansman gerektiriyordu. Büyük finansmanı da çevrem veremediğine göre mutlaka, iş dünyasına sesimi duyurmalıydım. Bunun yolu da basına haber olmaktan, geçerdi. Birkaç ay basının beni fark etmesini bekledim. Çünkü, PC nete haber olmuştum, ve belki bu kanalla beni ararlar diye düşünüyordum. Birkaç ay bu bekleyiş sürdü. bir gün oturup düşündüm madem onlar bana gelmiyorlar ben onlara giderim dedim. Bu doğrultuda uzun bir basın bülteni hazırladım. Mail yoluyla bir çok basın kuruluşuna bu mailleri gönderdim. belli bir süre sonra aynı mali yenibir.com iş ve insan kaynakları sitesine gönderdim. yenibir.com’a göndermiş olduğum ileti sonucunda hürriyet gazetesi, İK İnsan kaynakları gazetesinde yayınlanmak üzere, benimle, röportaj a geldiler. Hemen ertesi gün bu sefer CNNTURK Televizyon kanalından, BeşNbirK Programında yayınlanmak için. muhabirler pazara gelip benim çekimlerimi yaptılar. Her şey o kadar ani ve birden oldu ki, ben bile buna şaşırdım. Neden önce o kadar kuruma mail atmış, hatta bir çok tv kanalına bizzat gidip, ben haber değeri taşıyorum, beni haber yapın diye o kadar dil döktüm. Kimse aramadı. Ama şimdi arayan arayana. Aslında tam istediğim gibi oldu. Yani gerekli finansmanı bulmak için basına haber oldum. Ama nafile iş dünyasından arayan hiç kimse olmadı. Daha sonra bir çok gazete dergi ve portal haber olup, tv ve radyo kanallarına da katıldım. Bunlardan hiç biri bana finansman sağlamadı. Ben hala pazara çıkıyordum sadece kendi hesabıma çalışıyordum artık.yani bende tek değişiklik buydu. Sonra ki günler böyle akıp gidecekti. Ben daha sonra bir çok fuar kongre katılıp, yarışmalara projelerimi gönderdiysem de pek bir netice alamadım. bu arada basına sık,sık haber olup televizyonlarda boy göstermem. Çevremdeki insanların bana ilgisini artırdı. Ama belli bir süre.
Hayat akıp giderken ben yinede hiçbir zaman pes etmedim. Çalışmalara tam hız verdim. Sürekli kafamda canlandırdığım yenilikleri bütçem elverdiği sürece uygulamaya koyuyordum. Arada hatalarım da olmuyor değildi. Yalnız yapmış olduğum bütün çalışmaları tek başıma yürütüyordum. Tek başına, hem marka yaratıcılığı, halkla ilişkiler, operasyon lojistiği (halde mal alıp pazarda satmak) yürütmek, bilgi işlem uzmanı, reklam ve pazarlama departmanı, ve tabi ki icra kurulu başında bulunmak. Resmin bütününe bakıldığında. Tek başına bir firma. İşte tüm bunları yapan kişi olarak, Mehdi Görük bir mor inek, pardon! Mor manav olmuştur. ve bu yapıtlarıyla da morluğunu ispat etmiştir. Hiç kimselerin cesaret bile edemeyeceği, semt pazarında en çok alanı kiralayıp, (3 tahta 4.5 mt.) bu alanda kiwi satmak, kurduğu, tezgaha, müzik tesisatı kurup, müşterilerine yabancı pop, müzik dinletmek.
ve daha fazlası, gazetelerde çıkan haberlerini çerçeve edip, tezgahına asması, Pazar ve pazarcılar arasında pazarda bağırırken, temalarla belli bir noktaya odaklanıp ürün satışı yapıp, diğer pazarcıları kendisini taklit eder hallere getirmek, (aslında o bu durumdan zevk alıyordu. Ne mutlu bana) kuşkusuz onun bu mor halleri sadece, pazarda yaptıklarıyla sınırlı değil. Daha yazılmayan bir çok morluğu var. ama hepsini burada icra etmesi imkansız. Onun morluğu bir kitap olacak kadar çok. Zaten illerde böyle bir şey düşünüyor. Ama o ilerisini zaman gösterecek.
ve bugün Mehdi Görük bir ekol. Bundan ötesi o sürüden ayrışmayı becerebilmiş bir Pazarlama, MANAVGEMENT ve MOR MANAV.
Methi GÖRÜK
CEO
Pazarıum Tarım ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.
PAZARIUM Tarım ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.
Merkez Hal No: 383 Bayrampaşa 34045 İstanbul
Tel : 0212 640 67 96
Fax : 0212 640 67 92
E-Mail : info@meyza.com
Web: www.meyza.com
www.mehdigoruk.com