Televizyon reklamı kim izliyor? II
Sanırım bir önceki yazıma gelen yorumları cevaplamam gerekiyor: Bir önceki yazıdan:
Televizyonda izlediğimiz dikkat çekici ve konuşmaya değer reklamları bir yana bırakın.......... büyük şirketlerin milyonlarca dolar harcayarak zorla izlettikleri pahalı reklamlar dışında fark etmediğimiz yüzlerce reklam var.
İyi anlatamadığımı düşünerek:
- Yukarıdakilerin dışında kalan reklamlar: Sıkıcı, kayda değer olmayanlar. Evde olduğum 5 akşamın 3’ü tüm reklamlara anlamsız ben de bakıyorum. Çoğunu kimseye anlatmıyorum; siz de anlatmıyorsunuz.
- İzlemekten bahsediyorum, fark edip, anlayıp, benimsemekten değil.
- Sıradan = sıkıcı reklamları izleyip, benimseyip, etkilenebilecek muhtemel kişiler: sosyal olmayan, her reklamı defalarca izleyecek kadar zamanı ve enerjisi olanlar. Başka türlü etkileyici olmayan bir reklam nasıl bir insanı etkileyebilir? Sıradan bir reklamı sosyal olduğunu bildiğiniz hangi kişi defalarca izliyor? (Sihirli sözcük: sıradan)
- Muhtemel kişilerin, çoğunluğu oluşturmasından endişeleniyorsanız, sorulması gereken: Türkiye’deki çoğunluk sizin hedef kitleniz mi? ATV’de dizi izleyen 10 milyon kişi vay canına mı, NTV’de tarım böceklerini izleyen 10bin kişi mi? Evet ürüne göre değişir.
- Televizyon reklamı çoğunluğa ulaşmak için hala en etkili yol evet ama çoğunluk hedef kitlemiz değil. P&G iseniz, garanti olsun herkes görsün diyorsanız, X adet kişi kazanmak için 1 milyon YTL harcamak nasıl etkili olarak nitelendirilebilir? X YTL’ye kaç kişinin reklamınızı gördüğü değil, kaç kişinin bir aksiyon almaya karar verdiğidir, mühim olan.
- Tekrarlıyorum: Sıradan, konuşmaya değmeyen ve milyonlarca YTL harcanıp zorla kafamıza kazıtılan zorlama/pahalı reklamlardan bahsetmiyorum. Geri kalanın büyük bir çoğu sadece işi olmayanlar tarafından izlenir ve onlar çoğumuzun hedef kitlesi değil.
Son olarak: Fikirlerime katılıp katılmadığınız umrumda değil burayı okuyanların da değil, umrumda/umrumuzda olan yaptığınız yorumlarla bana veya diğer okuyuculara neler kattığınız.
11.11.2005
Pazarlama konusu içindeki bu belirsizlik yüzünden ilgi çekici geliyor. Dev bir dünya ekonomisinde hayatta kalmak için yeni kaynaklar arayan şirketler var ve bu şirketlerin bütün var olma amacı insan gibi davranışı matematiksel olarak kestirilemeyen bir varlığa uygun neden sonuç ilişkileri geliştirip bunlar üzerinden daha yüksek faydaya şirket bilincini kanalize etmek...Ama dediğim gibi insan çok faktörlü ve çok boyutlu bir varlık olduğu için değişken olarak denkleme girdiğinde bizim hayatımızdan ona dair öğrendiğimizden daha başka etkileri olabiliyor.
Lüzumsuz düşük maliyetli kimseye anlatma ihtiyacı hissetmediğimiz reklamları kim izler diye sorduğumuzda yine insan değişkeninin içindeki içiçe geçmiş bir sürü başka değişkeni hesaba katma zorluğuyla karşılaşıyoruz. İnsan insandır diye düşündüğümüzde hayatları yaşam şekillerini başka başka karşımızda filizlenecek şekilde göremeyiz yada bir programla simule edemeyiz. Örneğin evinde yanlız kalan insanlar yada istatiksel olarak türkiye nüfusunda hem bir ev sahibi hem de bekar olan işine gidip evine gelen bir kitle bir ihtimalle eve geldiğinde sadece evde bulunduğunu hissetmek için yada alışkanlıktan televizyonunu açar seyretmese de dinlemese de buzdolabının kapağını açarken televizyondan "Var mı nazo gibisi" deyip biten gereksiz reklamın sesini duyar.(en gereksiz reklam örneğini verdim)
Reklamın bilinç altına etkisinin "Mc donalds'ın amblemi kırmızı çünkü kırmızı iştah açar"'a kadar incik cıncık edildiği pazarlamanın etksinin bilindiği bir çağda kitleleri "bana hitap etmediği için lüzumsuz yada ona harcanan para israf" diye düşünmek bana yerel düşülünce kıt kaynaklar yüzünden sadece çaresizlikten kabul edilebilen bir seçenek olarak görünüyor. Global şirketlerden birinde çalışan pazarlamacılar olsaydık şöyle diyecektik
"İnsan bazen alışkanlıklarını bilgilerinden daha fazla sonraki nesillere aktarır, ön tekerlek nerden giderse arka tekerlek de oradan gider biz geçmişi olan bir şirketsek müşterilerimizi kişiler değil nesiller olarak düşünmeliyiz"
Dandik bir reklamınız da olsa televizyon sadece seyredilen birşey olamadığını bilip kendi adımıza sevinmeliyiz.Reklamdaki bebek sesi yada müziğin bizde düşündüğümüzden çok daha fazla etkisi var."Alışkanlıkların aktarılması"'nın da.
Aslında insanları televizyonun etkisi üzerinden sınıflandırmalıyız.Sosyallik yada asosyallik düşündüğümüz etkiler için yeterli değil. İnsan ne kadar asosyal olsada "dan" diye kelime anlamıyla nitelendirilebilecek kadar tek tip ve toplumdan uzak değil. Hayatının bir sürecini en sosyal insan olarak yaşayablir bu asosyal hedef olmayan kitle. Yaşar kabuğuna geri döner ama yaşadığı, hayatın büyüklüğü, ihtimallerinin genişliğidir.Bu genişliğe nasıl bakacağımız da yine insana ait bir tercihtir.