Markayı kullanıcıları yaratır

Pazarlamacıların ne dediğinin önemi yok, mühim olan insanların ne hissettiği.

Mesala, "Lider markayız." demekle, en fazla müşteriye sahip olmakla lider marka olunmaz. Lider gibi davranıp, insanlara lider olduğunu hissettirerek lider olunur.

[Farketing notu]: Markayı firmalar, şahıslar, reklamlar yaratmaz. Markayı, markayı kullanan insanlar yaratır.

10.08.2007


 

Yorumlar

İnsanların markayı yarattığı konusunda kesinlikle aynı fikirdeyim. Markanın hikâyesini paylaşan, dünya görüşü markanın hikâyesi ile örtüşen kullanıcılar markayı yaratır. İnandıkları bu hikâyeyi ağızdan ağza dolaştırarak markanın askerleri haline gelirler.
Şu var ki bu hikâyeyi ortaya koyacak, insanlara ilk olarak anlatacak birlerinin olması gerekmektedir. Bunlarda pazarlamacılardan başkası olamaz.

Bende bir pazarlamacı olarak bu konuya bakış acım açıksası kendinizi ikna edemediğiniz bi konuda başkalarına da ikna edemezniz.Eğer gerçekten siz (Biz Lideriz )kendi alanımızda deseniz de karşı tarafı ikna etme konusunda sorun yaşarsınız.Çünkü yukarıda belirtilen Pazarlamcı,Reklam,Firma bunlar bi araçtır Marka olabilmeniz için.Bu basamakların belli bir dizayn içerinde işleyişi ile ilerlersiniz.Böylece Tanınan ve Alınan bir marka olursunuz.

Markayı aşık insanlar yaratır.

Öncelikle yorumun tamamiyle doğru olduğuna katılıyorum.Ülkemizde lider marka olan ürünlere baktığınızda çoğunlukla piyasaya kendi alanında ilk giren ürünler olduğunu göreceksiniz.Örneğin;Selpak,permatik vb gibi daha birçok örnek var.Vurgulamak istediğim diğer bir konuda pazarlamacı kavramı,aslında kullanış açısından çok hoş durmadığını kendi adıma belirtmek istiyorumki,Pazarlama ve Satış birbirinden farklı şeylerdir.Dolayısıyla hatice arkadaşımızın pazarlamacı tanımına katılmıyorum Satış Temsilcisi diye nitelendirirsek daha anlamlı ve sağlıklı olur.Bu konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.

Pazarlama ve satış aynı hedefe yönelmiş farklı sistemlerdir. Dolayısı ile pazarlamacı ve satışçı bir birinden farklı kavramlardır. Pazarlamacı ulaşılması gereken hedefi ve kullanılması gereken silahları gösterirken, satışçı bu hedefi vurmaya çalışır. İkisi arasında stratejinin belirlenmesi ve uygulanması gibi bir fark varken, ulaşıması gereken hedef ortaktır.

Pazarlamanın asıl hedefi genel olarak satışı etkisiz kılmaktır.
Şartları müşterinin ürünü talep edebilecek konuma getirebilecek hamleleri yapmaktır. Sahayı satışa uygun hale getirmektir. Pazarlam işin makrosu, satış ise mikrosudur.

PAZARLAMA;DOĞRU YERDE,DOĞRU ZAMANDA,DOĞRU KİŞİYE,DOĞRU MESAJ VERMEKTİR.SATIŞ İSE BUNUN SADECE MİKROSUDUR.ÜRÜNÜ VEYA HİZMETİ SUNAR DAHA SONRA Kİ İLİŞKİLERİ KUVVETLENDİRMEK İÇİN BİR ÇABA SARF ETMEZ.ÜRÜNÜN O ANKİ SATIŞ İLE İLGİLENİR.FERHAT
BEYİN ZİKRETTİĞİ İSİMLER JENERİK İSİMLERDİR.DOĞAL OLARAK PİYASADA İLK GİREN PASTANIN BÜYÜK KISMINI ALMIŞ YANLIZ FİRMA BÜYÜK BİR PAYINI ALMIŞTIR.FİRMALARINDA DİĞER RAKİPLERDEN SIYRILABİLMESİ İÇİN KARŞI ÇIKTINIZ TEZ OLAN PAZARLAMACILARA,REKLAM VE İYİ BİR PR İHTİYAÇ VARDIR.SADECE LAFLA DEĞİL DE İCRAATLADA KANITLANMASI GEREKİR.

Pazarlamada başarı, müşterinin ihtiyacını doğru tespit etmek ve bu ihtiyaca odaklanmakla olur. işte tam da bu noktada ürün yada hizmet ile tüketici arasında duygusal bir bağ kurabiliyorsanız markayı yaratırsınız. markanın askerleri de, aşıkları da sonuçda marka ile duygusal bir bağ kurmuştur. Çoklukla bu bağ şans eseri kurulur (en azından bu duygusal bağın zemini genellikle hazırlanmamıştır) ve marka oluşur gerçek bir pazarlama gurusu tüketici ile ürün arasındaki duygusal bağın altyapısını da projenin içine mutlaka gömmelidir.

sanırım marka olacak şeyin asgari kriterleri üzerine birşeyler yazmak kabalık olacaktır.

arkadaşlar ben reklamcı değilim ve bir konuda bilgi almak istiyorum. diyelimki istanbulun en lüx ve nezih yerlerinden birinde bir restaurant açtınız zaten imkanınız çok kısıtlı ama açtığınız yer şık ve müşteri hizmetleriniz iyi. ev ödevi şu bu restaurant sizin olsa markalaşma konusunda nasıl bir yol izlerdiniz?
bu arada burası 90 kişi kapalı 200 kişi açık hava bahçe kapasiteli ve et-kebap üzerine bir yer. yazacaklarınız önemli şimdiden teşekkürler... gizemime@hotmail.com

ELBETTE MARKAYI İNSANLAR YARATIR.AMA BİR DE İNSANLARIN MARKAYI YARATMASINI SAĞLAYAN UNSURLAR VARDIR.YARATAN VAR İSE "YARATTIRAN"I DA GÖZ ARDI ETMEMEK LAZIM.KALİTE, PAZARLAMA, REKLAM, HALKLA İLİŞKELER VE İYİ BİR MARKA YÖNETİMİ. İNSANLARIN MARKAYI YARATMASINDAKİ BU UNSURLARI GÖZ ARDI EDEMEZSİNİZ. İNSANLAR MARKALARI DURDUK YERE YARATMAZLAR...

marka kendini tarif etmektir.
kimlik kazanmaktır.insanların bizi tanıdıkları şeye verdikleri isimdir.
tüketici zihnindeki tariftir.biz kendimizi sandığımız şey değil,müşterinin bizi algıladığı şeydir.
Hepimiz doğduğumuz zaman birer isimden ibaret oluruz. Zaman içerisinde bir kimlik kazanır ve öyle anılmaya başlarız. Marka başlangıçta bir isimden ibarettir. Doğru yönetilirse bir kimlik kazanır ve bu kimlik nedeni ile artı değer sağlar. Hiçbir insan ben zekiyim ya da ben başarılıyım diyemez. Bu kararı onu yakından tanıyanlar verir. Marka konusunda da kararı tüketiciler verir. Başarılı marka yönetimi böyle bir kararın oluşmasını kolaylaştırır, sağlar. Bunun adı “konumlandırma” dır. Bir kez bu tarif, bu kimlik sağlanınca markadan beklenen sürekli prim de sağlanmış olur. Markanın taraftarları oluşur, markanın esneme payı artar; tüketicisi lehine yapacağı küçük bir lütuf çok büyük bir etki uyandırır. Dağıtım kanalında kozlar marka sahibinin eline geçer, çalışanları için itici güç oluşturur, haber kaynağı olur…

SERKAN ARKADAŞIMIZ SÜPER BİR TARİF YAPMIŞ VE BENCE YETERLİ.
HATİCE ARKADAŞIMIZA BENDE EKLEME YAPMAK İSTİYORUM SADECE TÜKETİCİLERİN İHTİYAÇLARINA GÖRE OLMUYOR TÜKETİCİ İÇİNDE İHTİYAÇTA YARATILIYOR.

orhan arkadaşım kendi içinde yaratılan ihtiyaç hakkında bir örnek verebilir mi?

çünkü ben buna inanmıyorum. bir kavram, hizmet ya da ürün ile ilgili ihtiyaç yarata bilirsin ama sonuç olarak pazarın tamamı faydalanır. elbette lider en karlı olacaktır. örneğin dondurmayı el değmemiş siteril ortamda hazırlanıyor olmasının açık olanlardan daha sağlıklı olduğu ile ilgili bir reklam süreci başlatırsın. tüm paket dondurma satanların satışı artar ama lider daha çok satar. son günlerde cam şişe kullanım ile ilgili yürütülen reklam kampanyası buna başka bir örnek olacaktır :)

satinizden televizyonu kumanda etmek sizce bir ihtiyaçmıdır.

Orhan arkadaşım eğer gerçekten tükecine ulaşmak istiyosan mutlaka tükecin senden ne belkiyor ve sen tüketicine ne vaad ediyorsun.Kesinlikle başarı için kaçılnılmaz bir unsurdur.Tükecini tanımalı ve ihtiyacını bilmelisin yoksa ben üretiyim ne de olsa alan çıkar vaadiyle yol alım dersen ayağın atılır düşersin.Rakiplerin yol alırken sende kuş bakışı izlersin onları.Artık günümüz tüketicisi istediğini bilen bir toplum haline gelmektedir.

hatice hanım benim tüketici beklentilerine bir itirazım yok tabiki tüketim ihtiyaçlarına göre bir yol haritası cizersiniz.Fakat bana göre iki türlü bir çalışma var.Birincisi tüketici beklentilerine göre üretim yapmak diğeri ise bilmediğiniz ve haylini bile kuramadığınız şeyleri birileri sizin için düşünüyor ve onu bir ihtiyaçmış gibi sunup size tükettiriyor ozamanda siz o ürün için potansiyel bir tüketici oluyorsunuz.

Orhan arkadaşım eğer gerçekten tükecine ulaşmak istiyosan mutlaka tükecin senden ne belkiyor ve sen tüketicine ne vaad ediyorsun bunu belirlemen gerekmektedir.Kesinlikle başarı için kaçılnılmaz bir unsurdur.Tükecini tanımalı ve ihtiyacını bilmelisin yoksa ben üretiyim ne de olsa alan çıkar vaadiyle yol alım dersen ayağın atılır düşersin.Rakiplerin yol alırken sende kuş bakışı izlersin onları.Artık günümüz tüketicisi istediğini bilen bir toplum haline gelmektedir.

Orhan bey bu konuda hem fikiriz sizin bahsettiğiniz konu ürüne göre tüketici bulmaktır.Tabiyki bazı firmalar bu strateji üzerinde yola çıkabiliyolar.

Orhan Bey,

uzaktan tv kumandası olan saatin pazar payı nedir? markanın diğer ürünleri içindeki satış başarısı nedir? böyle bir model, ilgili saat markasına, tüketici için marka değeri yaratmış mıdır? tanıdığınız kaç kişi bu saatten almıştır? ya da bu özelliği nedeni ile bu saatten almıştır? her ticari faaliyet başarılı olmadığı gibi her ürün bir marka değeri oluşturmak zorunda değil.

verdiğiniz örnek forum için çok iyi oldu sanırım :) ihtiyaç ile beslenmeyen tüketim kalıcı marka değeri yaratmıyor. ihtiyaç tüketiciye bağıl olduğuna göre tüketim marka oluşumunda önemli! profesyonel yaklaşım tüketici ile ürün arasında duygusal bağı oluşturacak yaklaşım. sevgi, sempati, güven gibi...

O zaman algısını kontrol etmek isteyen bir marka, "hedef kitle" tanımını , "BU ÜRÜNÜ KİM ALIR?" odağında değil, "BU ÜRÜNÜ KİMİN KULLANMASINI İSTİYORUZ" odağında yapmalıdır. Bu tüm pazarlama planına hatta satış stratejisine direk etkide bulunacak bir karar olacaktır. Zaten pazarlamada çağdaş ve bütünleşik düşünmek bu değil midir?
İşte biz de tam bunu yapamıyoruz.
Bu yüzden bir çok Türk işletmesi marka olamıyor... Bizde alım gücü olan herkese satmak, hatta kesinlikle müşteri seçmeden olağanca fazla "satmak" en büyük başarıdır. Tüm segmentler hedeflenir. Ürün gamı "her yaştan ve her keseye" hitap eder. Çünkü mantık, çok satmak için, çok çalışanla bol reklamla, yoğun pazarlama yapmak gerekliliğine inanır. Marka ve algı yönetimi "bizi iyi biliyorlar" düzeyini aşamaz.
Şimdi nerde kaldı çağdaşlık, nerde kaldı marka algısı?
HAYDİ TÜRKİYE FASON ÜRETİME DEVAM!..

Güntaç bey
Sizin anlatmaya çalışdığınız konuya benim bir itirazım yok biz hatice hanımla marka sürecini konuşmuyoruz tüketim alışkanlıklarından bahsediyoruz.burda'da her zaman tüketicinin beklentilerinin dikkate alınmadığı sadece tükettirmek için ürün cıkaran firmalar olduğundan bahsediyorum.Örnek sitres atmak için cıkarılan cır cır lar var belki bilirsiniz sizce bunu tüketicimi talep etti veya bu bir ihtiyaçmıdır.YORUMLARINIZI BEKLİYORUM LÜTFEN

Son bir yıldır öğle yemeklerini dişarıda yemek durumunda kaldığımızdan işyerinden iki ağabeyimle Tunalı civarlarında yemeğimizi yiyor ve öğleden sonrası için de Tunalı Pasajı karşısındaki köşeden simit aliyoruz.
Yaklaşık on-on beş gündür tezgahın başka birisi tarafından işletildiğini fark etmiştim. Dün bu sefer simidi ben alacağım diyerek, tezgaha gittiğimde simitçi ortalıkta görünmüyordu. Ben de her tezgahın başında simitçi olmadığında, Türklerin yaptığı refleks ile tezgahın camını açacak ve parayı koyarak iki tane simit alacaktım. Öyle de yaptım tezgahın sürgülü camını açtım 1 YTL' yi rafa koydum ve tam simitleri alacaktım ki, orada üstüne el yazısıyla bir şeyler yazılmış, müsvedde kağıtları gördüm.

Beni iyi taniyanlar ne kadar meraklı olduğumu bilirler; "Yahu bu da nedir, ne yazmış bu adam acaba, bir bakayim," dedim:
8:10 - 2
8:15 - 1
8.21 - 1
8.22 - 2
Anlayacağınız bu listede öğleye kadar hangi dakikada kaç simit satıldığı yazıyordu. Sonra bu listenin altına 13:55 - 2 yazıp, ne yazdığıma dikkat etsin diye 2'nin üstüne bir de yildiz koydum ve simitleri aldim.

Veritabani tutmaya bayılırım. "Allahım adamdaki bilince bak, veritabanı tutuyor!" dedim. Ama emin değildim. Belki de belediye böyle bir şeyler istemistir falan... dedim.
Neyse uzatmayayım, bugün yine aynı simitçiye uğradim, bu sefer oradaydi.
Nasılsın, iyi misin, hoşbeşinden sonra" 13:55 simitlerini toplama ekledin mi?" diye sorunca:
"Abi sen miydin o?" diye gülümsemeye başladı.
"Neden böyle bir liste tutuyorsun?" diye sordum,
"Belediye mi istiyor?"
"Yok abi, ben 15 gün önce aldım bu tezgahın işletmesini, henüz yabancısıyım müşterinin dedi.
Bunları dakika dakika yazıyorum, hangi saatlerde müşteri yığılıyorsa, ona göre sıcak simit getireceğim, o gün sabahin simidi akşama kaldı, utandim müşteriden" deyince ellerine sarılıp öpmek geldi içimden.
Yaa işte böyle...
Ister CRM (Customer Related Management) deyin, ister PR (Public Relation), isterseniz de Market Research...

cır cır dediğiniz ürünü çok iyi bilmiyorum. ancak üretim sürecini basit türk mantığı ile gözden geçirirsek aklıma ilk gelen ilk senaryo: bir adam bir teknoloji veya enerji üzerine faaliyet gösteren firmada çalışırken bu manyetik topları bir makine parçası olarak kullanıyor ve elinde oynarken hareket ve sesi farkediyor. bir akşam eve giderken cebinde unutuyor. akşam tv izlemesine engel olan oğluna al sana ne getirdim diyor. çocuğun manyetik toplara ilgisinden bu hareketli eğlenceli toplar için bir pazarlama fikri doğuyor. sonuç çocuğun ilgisini çekecek değişik bir objeye ihtiyaç.
Bir örnekte hepimizin bildiği tarihten olsun Graham Bell telefonu işitme engellilere sesleri duyurabilmek için bir cihaz üretmeye çalışırken buluyor. ama sonuç uzaktaki insanlarla iletişim ihtiyacı. sonuç aynı yere gelip dayanıyor sanki. temelde bir ihtiyaç ve o ihtiyaca cevap verebilen ürün.
saygılarımla :)

sanırım bu süreci tanımlamak için düşünce biçimini biraz daha farklı bir noktadan başlatmak gerekiyor. yapmak istediğiniz fakat yapamadığınız bir eylem var. bunu yapmanızı sağlayacak bir obje buldunuz. sizin profilinize uyan veya aynı objeye ihtiyaç duyan insan sayısı yerel veya evrensel populasyon içindeki oranı nedir? eğer doğru tahmin ve yüksek populasyon oranı ile yola çıkabiliyorsanız ilgili populasyonun elinizdeki ürüne ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışabilir. veya tüketici sayısını artırmak için ihtiyacı olmayan insanlara da ulaşmayı hedefleyebilirsiniz. stress cırcır ı çocuklar için bir oyuncakken büyüklere de satılsın diye stress cırcır ı olamaz mı?

Hatice Hanım bence bu simitçi hikayesi CRM de bir şehir efsanesine dönüşmek üzere. :)

BENCE O SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ GÜNTAÇ BEY FAKAT MÜŞTERİSİNE DEĞER VEREN BİR SİMİTÇİ SÖZ KONUSU BEN BUNU VURGULAMAK İÇİN EKLEDİM SİTEYE

Tüketici alışkanlıkları eskiye oranla daha hızlı değişebişliyor günümüzde. Bu da rekabetin bukadar akıllı ve güçlü yapılandırılmasından kaynaklanıyor.
Hızla globalleşen dünya ve bunu gerçekleştiren toplumlar birbirleriyle duygusal bağlarını gün geçtikçe arttırıyorlar ve dünyanın ortak sorunları üzerinde(küresle ısınma,savaşlar v.s.) biraraya gelerek çözümler üretme çabasına giriyorlar.
Bu tür örgütlenmeler ise dünya insanlarını birbirleriyle yakınlaştırıyor ve fiili destek verilmese bile duygusal bağlar kurularak manen destek verilebiliyor.
Yani kısacası bizim dilimizde tüketiciler, artık daha duyarlı ve toplumsal menfaat denen kavrama eskiye oranla daha çok sahip çıkıyorlar.
SWOT analizlerini devamlı güncel tutan ve bu tip fırsatları asla kaçırmayan güçlü markalar ise, güçlü bir stratejik konumlandırma aracı olan "Sosyal sorumluluk kampanyaları" düzenleyerek "Dünyanın ortak sorunları"nda bir araya gelen daha duygusal tüketiciler üzürinde hakimiyetlerini arttırıyorlar.
Ve MARKA'nın RUHU ölümsüzleştiriliyor.

Hatice Hnm; bende Ankara'da ve Kavaklıdere bölgesinde yaşıyorum. dediğiniz doğru olabilir. doğru söylemiyorsunuz demiyorum. bahsettiğiniz bölgede kuğulu parkın önünde bir arkadaşım simit, mısır, balon satarak okudu şu an bir avukat.

fakat son bir yıl içinde benzer simitçi hikayelerini değişik şehirler ve kişilerden o kadar çok dinledim ki, simitçilerin bir sonraki aşamada strateji planlaması, veya müşteri memnuniyeti araştırması da yaptırdıklarını da duyacağım herhalde. türkiyenin pazarlama guruları simitçiler :)

simitçi bile yapıyor üstadım siz niye bir CeReMe departmanı kurmuyorsunuz sizin şirkette :)

bir kere pazarlama ile satış kavramlarını ayır etmek gerekir satış pazarlamanın son halkası yani sonuçtur. pazarlama ise satış ve satışla ilgili faaliyet ve çabaların bir bütünüdür. önceikle bunu bilmek gerekir diye düşünüyorum

güntaç bey
eğer bir firma iseniz pazarlama departmanı içiNdeşüphesiz müşteri ilişkileri yönetim (CRM)sizin değiminizle ce re mi değil,kurmakve etkin şekilde yönetmek,müşteri ihtiyaçlarını ve sorunlarını anlamak ve uygın çözümler getirmek zorundasınız. şayet büyümek kar elde edip ileriye dönük yatırımlar yapmak istiyorsanız.herşeyden önce markanın ne olduğu yada nasıl yaratıldığından daha ziyade bir markanın nasıl korunması gerktiği konusunda kafa yormak gerktiğini düşünmeliyiz iyi çalışmalar.

Hasan Bey,

Müşteri ilişkileri yönetiminin de, pazarlama ve satışında ne olduğunu emin olun ki bilirim. başlığı okuyunca benim algıladığım bu sayfada tartışılanın bir markanın oluşturulmasındaki etkenler ve markanın yönetimi. pazarlama ya da pazarlamayı kaldıraçlarından sadece birisi olan müşteri ilişkileri bunu kapsamıyor. marka satışı kolaylaştırmak geliri sürekli ve yüksek tutmayı sağlayabilmek için tüketiciye verilen güvendir. bu güven, üretim, dağıtım, pazarlama, satış, sevkiyat, montaj, satış sonrası gibi süreçleri offf ya sıkıldım sizden pazarlama - satış - marka - müşteri haydi bunları cümle içinde kullanın

bu arada şovalyelik ölmemiş :)

Bakıyorum hemen pes ettiniz Güntaç bey :)

güntaç bey bu arada etkin bir müşteri ilişkişleri olmadan ne satış ne de satışın geneli olan pazarla mve pazarlama yönetimi olamaz. pazarlamayı da marka ve marka yönetimi olmadan yapamazsınız.satış sonrası hizmetler olmaksızın da neyi kimne nasıl satacaksınız sormak isterim size bu arada etkin bir satış yöneticisi çabuk sıkılmaz. bence bu konuda kendinizi geliştirin. ayrıca şövalyelik gibi bir niyetim de yok. sadece 10 yıllık pazarlama alanındaki tecrübelerime dayanarak bunları si
zinle paylaşmak istedim.(son 6 yıldır da pazarlama alanında yöneticiyim)

gü,ntaç bey az önce isimsiz olarak yazıları yazan bendim heberiniz olsun .

güntaç bey bu arada fason cu bir ülke olduğumuzu söylyorsunuz da beyaz eşyadan tekstile oyuncaktan kağıt ürünlerine kadar birçok dalda marka olduk. dedikleiniz bir kaç sene öncesine kadar doğru idi.ancak şuan için değil. bir pazarlama yöneticisi yada bu sektöre ilgi duyan kişi değişen ve gelişen trendleri takip etmeli bu trendeler üzerinden görüş bildirmeli.
iyi çalışmalar.

Hatice Hnm,
pes ettiğim kör döğüşü :) neyi neden anlatmaya çalışıyorum. iş polemiğe dökülünce uzun mesaj yazan çok.

Not: CRM ile konu başlığı arasındaki ilişkiyi forma taşıyış şekliniz ile ilişkisini anlatırsanız benimle birlikte bu satırları okuyan herkesi de tatmin etmiş olacaksınız.

Hasan Bey,
Pazarlama benim işim değil. biz ajans olarak kurumsal kimlik hizmetleri, reklam ve ambalaj tasarımı, medya planlaması, strateji planlaması, marka oluşturma ve yönetme, müşteri ilişkileri yönetimi konularında danışmanlık hizmetleri üretiyoruz. Pazarlama ve Yönetimi benim işim değil çözüm ürettiğimiz kurumlar bizden aldıkları hizmet doğrultusunda kendileri yapılanırlar. sahaya dönük hizmet üretmiyoruz. yani uygulamada pratik olarak yer almıyor, ancak sonuçları değerlendirmede kurum isterse katılım gösteriyoruz. ihtiyaç oluşursa tanıdığımız profesyonellerle iletişim kurmalarını sağlıyoruz.

sonuç: pazarlama işimiz değil.

not 1: fason ile ilgili görüşler bana ait değil. dikkat pazarlamacı için önemli bir özellik değil galiba :)

not 2: bu konu ile ilgili önceki yazdıklarımı okursanız pazarlama ile doğrudan ilişkim olmadığı anlaşılıyor. Sanırım ÖZEN de iyi bir pazarlamacı için önemli bir özellik değil.

her iki arkadaşıma da yazdıklarım ve bana göstermiş oldukları ilgiden dolayı teşekkür ediyorum :)

mesleki yaşamlarınız ve kariyer çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Marka güvendir,Marka firma ve müşteri arasındaki duygusal bağdır,Marka sadakatlığın bir göstergesidir.
CRM ise müşteri değer ve artışını sağlamak için belirli strajilerde izlenicek yoldur.
Benim burdaki vurguladığım yazarın Markayı firmalar, şahıslar, reklamlar yaratmaz tezidir.Bizler bu marka oluşumunda olmazsa olmazlardanız en basiti müşteriye bizler aracılığıyla ulaşırsınız.Milyarlarca mesajın verildiği ülkemizde bu firmalar arasında sıyrılıp tüketicinin zihninde yer edinip ilk akla gelen markalara arasında olmak ve yer edinmek,tüketici tarafından tercih edilip beğenilmek bana göre işte bu eylem işleyişi bir markadır.Ayrıca:

1)Dikkat ziyade GÖZLEM pazarlamının olmazsa olmazı

2)Özensiz olmanız size de özen gösterilmemesinin sonucudur.

Bu arada burdaki fikir paylaşımı için tüm arkadaşlara teşekkürler.Tüm arkadaşlarımıza Sağlık ve Başarılı bir ömür dileğiyle aynı temenniler bizden size :)

güntaç bey ve hatice hn,
her işte olduğu gibi dikkat ve özen pazarlamanında bel kemiği sayılmaktadır. yazılarınızı okudum sanki pazarlama sektöründe çalışıyormuş gibi yorumlar yapıyorsunuz. heşeyden önce yorum yapılırken karşınızdaki kişiye hakaret içern imalı sözler söylenilmemelidir.(dikkatsiz özensiz...gibi)bir marka firma ve şahıslar tarafından yaratılıp reklam ve reklam firmaları aracılığıyla hedef kitleye ulaşır. (ör: fiat doblo reklamı hem aile hemde iş haytında olması .....)size marka nedir nasıl yaratılır ve nasıl korunur ile ilgili bir kitap okumanızı tavsiye eder.

çalışmalarınızda başarıla dilerim çünkü ihtiyacınız olacağı kanatindeyim.

her iki arkadaşıma da iyi dilek ve tavsiyeleri için teşekkür ederim.

elbette işi yine provoke eden sorularım olacak. :)

1. ürün iyi değil müşteri ihtiyacına yeterli yanıtı vermiyor. firma inovasyona sürecine ve ARGE ye yatırım yapmak istemiyor. iyi bir müşteri ilişkileri yönetimi ile marka yaratabilir misiniz? hadi yarattınız varsayalım (iyi yapılmış reklam, pazarlama stratejisi ve satış sonrası gibi servislerin desteği ile). ne kadar marka olarak kalmasını sağlayabilirsiniz?

2. Fiat doblo sizce ticari van sınıfında marka mıdır? pazarda daha düşük fiyatlı ürün var mıdır? eğer marka olabiliyorsanız pazarınızda en ucuz olmadığınız halde markanız ile ürünü satarsınız. Oysa yaygın servis ağı ucuz yedek parça imkanı ve 2. el satış ihtimali gibi satışı destekleyecek tüm unsurlara rağmen neden hedeflenen başarı (karlılık) ile pazarlanamamaktadır?

yanıtlarınız benim için önemli teşekkür ederim :)

markayı kalite marka yapar. müşteriyede kaliteli pazarlamacı üstün staterijisiyle saglar olay bu dur

peki ya malınız marka deilse o zamn ne olucak nasıl marka yapıcaksınız kaliteyi nasıl attırıcaksınız..ürünü müşteriye karışık deil tamamen naturel bi şekilde tanıtıcaksınız saf olucaksınız zamanımız daki müşteri portföyünde oluşan kişiler artık eskisi dolaşımdan deil ana temalardan hareket ederek ürüne not veriyorve reklemınızı saglam yapıcaksınız(10 LİRALIK SERMAYEM OLSA 5 LİRASINI REKLAMA YATIRIRM)arif zorlu

reklam olmadan marka olunmaz

güntaç bey
1)ürün iyi değil dediniz ama doblo geçen yıl dünyanın kendi sınıfında en iyi ticari ve binek arabası seçildi. yanlış anlaşılmasın ben koç gurubunda çalışmıyorum.iyi bir müşteri ilişkileri ile ürün ihtiyaca cevap vermese bile farklı göstererek marka yaratılabilir.ve bu marka satış patlaması yapabilir. ford transit te olduğu gibi.
2)doblo bence ticari sınıfında markadır. ucuz yedek paraça, garanti ve yaygınn servis ağı vs....
şu an için gıda firmalarıondan turizm e kadar hemen hemen bütün firmalrada bir yada iki doblo bulunmakta. sizce marka olmasa büyük firmalar doblo alır mı?
marka yaratmak kolay değildir. emek ister üretici firma da marka yaratmak istemese bu kadar çalışma (arge emek sermaye )sergilemze.
saygılarımla

arif bey;
bir markayı ürünle yaratrırsınız ürünüünze güvenerek,ürününüzü hedef kitlenin ihtiyaçlarına cevap verebilecek hale gerirseniz ürünüüz marka olur.müşteriyi kanndırarak(dürüst olucaksın dediniz ya(!)zaten en iyi marka da olsanız satamazsınız.
bu arada ürün yada marka olmaan neyin kime reklamını nasıl yapacaksınız.
saygılarımla

Arif Bey, ürün iyi değil diye başlayan kısım genel bir soru. doblo ayrı bir konu doblo için ürün iyi değil demedim. (bu doblo iyi demek de değil)

marketinde bence de marka ford transit compact tır. mercedes vaneo dur. doblo dünya da (?) böyle seçilmiş olabilir. kim hangi kriterlere göre bu seçimi yapmıştır? bu da bir pazarlama stratejisidir. bir ürünün marka olması marketinde çok satılması ile ölçülmez. bu durumda ferrari bir marka olamazdı herhalde :) pazarlama farklı strateji ile marka farklı strateji ile yönetilir. pazarı doğru ölçümleyip müşteri ihtiyacına iyi yanıt vermiş ve çok satmış olabilirler.

Arif Bey, şimdi sizin profesyonel işinizin danışmanlık olduğunu kurumsallaşmayı marketinde ulusal bazda ciddi bir pazar payını hedefleyen bir müşterinizin 170 - 180 araçlık bir ticari van filosu kurması gerektiğini düşünelim. hatta biraz daha spesifik olsun mesela makyaj ve cilt bakım ürünleri üzerine toplam 30 farklı şehirde depo ve dağıtım ağı kurmak gerekiyor. ben böyle bir durumda olsam 180 tane doblo uygundur demeye cesaret edemem üzgünüm.

ama yine 2 sorum var.
1. reklam elinizdeki ürünü marka yapar mı ben arif bey'den daha cesur olup yatırım giderlerinin %90 nını reklama ayırayım.

2. marka değerini ürün üzerine mi kurmalıyım yoksa firma üzerine mi? yani odaklanmam gereken koç olmak mi doblo olmak mı? (marka Koç mu - Fiat mı - Doblo mu?) :)

bu arada dünyanın en iyi ticari ve binek arabası bana ne anlatıyor?

1. mesai saatlerinde yükler taşımamı yaparım. sağlam ve güçlüdür.

2. akşam ve haftasonları çocukları, hanımı alıp gezer hatta tatile çıkarım. güvenli ve konforludur.

sizce inandırıcı mı? hele ki sözü geçen araç için.

güntaç bey
beni bu gün unuttunuz galibaa :)benimle ilgili yorum yapmadınız şaşırdım doğrusu:)
saygılarımla

BAKIYORUM DA ARANIZDAKİ TATLI ATIŞMALAR BENCE GÜZEL.NEDENMİ DÜŞÜNMEK İÇİN Bİ NEDEN YARATILMASI MÜKEMMEL.
GELELİM SORULARINIZIN CVP
ÖNCELİKLE YOK OLMAYA BAŞLAMIŞ BİZ BUNA PAZARLAMADA OLGUNLUK DEVRİNDEN SONRA DÜŞÜŞ YANİ ÖLÜM EVRESİNDEYSENİZ VE AYRICA MARKA OLMANIN KURALLARINDAN BİRİ OLAN YAYILMA KURALI DEĞİLDE DARALMA KURALINI TERCİH ETMELİSİNİZ.ÇÜNKÜ YOK OLMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR MARKA İÇİN ÇABA SARF EDİLMEMELİ YENİ BİR MARKA OLUŞTURUMALI.YOKSA SEDECE VAKİT VE ZAMAN KAYBIDIR.

GELELİM % 90 LIK PAZAR PAYINI REKLAMA HARCAMAK BENCE YANLIŞ STRATEJI OLUR.REKLAM ÖNCE PR HALKLA İLİŞKİLERE ÖNEM VERİLİP DAHA SONRA REKLAMA GEÇİLMELİR.ÇÜNKÜ REKLAM MARKA YAPMAZ SATIŞ ARTIRICI BİR UNSURDUR.

2-MARKA KESİNLİKLE ÜRÜN ÜZERİNE YOĞUNLAŞMALI.ÜRÜNÜ SUNARKEN SİZ KOÇ YAZISINI RAFA YAPIŞTIRMIYOSUNUZ.FİRMA ÜRÜNLERİNİ TAKİP EDEN KİŞİ BİLİR KOÇ UN MARKASI OLDUĞUNU FAKAT TÜM TÜKETİCİ BİLEMEZ İLK BAKIŞTA O FİRMAYA AİT OLDUĞUNU ONUN İÇİNDE ÜRÜN OLMALI ODAKLANILACAK NOKTA.

3- MESAJ VERİRKEN AKILDA KALICI BASİT FARKLI ŞEKİLDE OLUŞTURULMALI.TÜKETİCİYE BİR DEN FAZLA MESAJ VERMEYİN VE FARKLI OLAN ÖZELLİĞİNİZ ÜZERİNDE YOĞUNLAŞIN.

VE AYRICA DÜŞÜNCELERİMİZE ÖENM VERDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER....:)

 

Yoruma kapalıdır