Ali Saydam'dan Retro Pazarlama

Referans verip birisi hakkında yazı yazmak, negatif bile olsa, çoğu kez o insanı yüceltmekten öteye gitmez biliyorum...

Ama yine de, Ali Saydam'ın bloglar ve Facebook'la ilgili yazısından bir alıntı:

Ben internet ortamının.... rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Buyrun. Ne denir ki buna?

90'ların pazarlaması, dinazor pazarlama...

Buldum.

Retro Pazarlama.

Retro_2

 

25.12.2007


 

Yorumlar

O bunu hep yapıyor...
http://sefamolsun.blogspot.com/2007/03/trkiyede-haute-couture-var-m.html

İnterneti rüştünü ispatlamamış olarak görenler, internetten doğru şekilde fayda sağlamayı bilmeyenlerdir.

Yazının bir kısmını alıp da üzerine üç beş satır yazında, farkediliyor musunuz? Ne var ki, Murat Buyurgan da dahil, bir çok blog ustası pazarlamacı, Ali Saydam'ın yazısının büyük kısmına "doğrudur" dedi.

Yapmayın, interneti sadece olur olmaz eleştiriler için kullanmayın. Yazının tamamını okuyun. Kendinizi de orada bulun.

Başka birisinin yazısını referans alıp mı söylüyorsunuz bunu Uğur Bey, söylemek istediğiniz bir şey varsa, "okuyun filan" demek yerine söyleyin.

Dikkat çekilmesi istenen yerin, tüm yazı olması mı gerekmiyor, yanlış bulduğumuz kısmı da yorumlayabiliriz değil mi? İlla yazının hepsine mi karşı olmamız gerekiyor, nasıl bir mantık bu?

Yazıdaki bir cümle bile itiraz etmemiz için yeterli olamaz mı? Ayrıca, neden bizden bahsediyorsunuz "kendinizi orada bulun" derken, neden bir şey söylerken kendinizden bahsetmiyorsunuz?

Söylediğim şu. Yazının içinde, aynen gösterdiğiniz davranıştan bahsediliyor. Bu ve benzeri örneklerle de rüştünü ispat etmediğini vurguluyor.

Gösterdiğiniz yaklaşım, gerçekten "kendini doğrulayan kehanet" biçiminde...

Eğer bir yazar veya bir yazı söz konusu ise, eleştiri yaparken tek bir cümlesi alınıp üzerine birşeyler söyleniyorsa, yaptığınız sadece Ali Saydam'ı haklı kılıyor. "Kendini doğrulayan kehanet" deyimi anlaşılmamıştır diye yazıyorum.

Eğer okurların "O bunu hep yapıyor"; "İnterneti rüştünü ispatlamamış olarak görenler, internetten doğru şekilde fayda sağlamayı bilmeyenlerdir" gibi basit genellemelerle yazdıkları yorumlar sizi mutlu ediyorsa, mesele yok.

Eğer "pazarlama" konuşuyorsak, bütünlük üzerine de konuşmamız gerekir. Yani, yazarın internet konusundaki diğer görüşlerinden de söz edersiniz ve beğenmediğinizi eleştirirsiniz. O zaman, söylediğiniz "Dikkat çekilmesi istenen yerin, tüm yazı olması mı gerekmiyor, yanlış bulduğumuz kısmı da yorumlayabiliriz değil mi? İlla yazının hepsine mi karşı olmamız gerekiyor, nasıl bir mantık bu?" haklı olur. Aksi koşulda, sadece rüştünü ispatlamamış bir yaklaşım ortaya çıkar.

Uğur Bey, birisi "sonuç" yazıp yazısını bitiriyorsa, bu cümle yazıyı yeterince temsil ediyordur diye düşünüyorum.

Kehanet dediğiniz şey benim rüştümü ispatlamamsa, yani benim otorite olmamsa, bu tabii ki insanların yorumuna kalmış. Ama böyle bir beklentiye girmek zaten Internet'i veya blogları ancak anlamamakla alakalı olabilir.

Okucuyların, yorum yapanların söyledikleri de beni çoğu kez mutlu ediyor, kesinlikle evet ama yazdıklarımı başkalarını mutlu etmek için yazmıyorum. Bu zaten blog kavramına uymuyor. Yani blog kavramını anlamamaya başka güzel bir örnek.

Tek taraflı olarak, parası olanın iletişim yapabildiği ve çoğu kez yanlış yönlendirmeler yapan televizyon gibi bir kaynak yerine, içinde faydasız bir çok içeriğin tabii ki doğal olarak bulunduğu ama toplamda televizyondan çok daha fazla orjinal ve "gerçek" içerik üretilen bir Internet. Her zaman daha gerçek ve her zaman bana göre daha fazla rüştünü ispatlamış.

Uğur Bey'e Not: Bir bloga yorum yazıldığında konuya katkıda bulunmak amaçlanır. Cümleleri okuduktan sonra aradaki linklere de tıklayarak refere edilen yazılara da göz atmanız beklenir. Yorumuma eklediğim link, kendi blogumda Saydam'ın Vural Gökçaylı'ya 'Türkiye'de haute couture var mı?' diye sorarak yılın portunu kırışını anlatan yazının linki. Genelleme yapmak için değil, yazıya konu olan kişinin bakış açısını (!) yeni bir örnekle anlatarak katkıda bulunmak için eklendi. Ali Bey'e göre internet rüştünü ıspatlamamış, modacılarımız yetersiz, insanlarımız sanattan, modadan, reklamdan anlamaz... Ama kendi yazarlık da yapar, eleştiri de yapar, televizyon programı da yapar (?!).

Yazının tamamını okuyup anlamadan üzerine yorum yapılmak istenir. Ne de olsa bazı blogdaşlar bu konu üzerine yazmışlar, ama biz geç kalmışızdır.
Sonra da deriz ki
… Ali Saydam'ın bloglar ve Facebook'la ilgili yazısından bir alıntı:
Ben internet ortamının.... rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
Buyrun. Ne denir ki buna?
90'ların pazarlaması, dinazor pazarlama...
Bu mesajın arkadından gelsin yorumlar… Uğur diye biri çıkar, “yazının tamamını okuyun” der. Aslında, değil yazının tamamını okuyun, bari sonuç bölümünün tamamını yazın demeliydi. Zira yazının sonuç bölümü “Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.” şeklindedir.
Bu durumda ateş edecek pek fazla konu kalmıyor. Altmış yaşlarındaki adam, gençlerin söylemesi gereken “etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç” cümlelerini özellikle vurguluyor.
Ama blogcu “birisi "sonuç" yazıp yazısını bitiriyorsa, bu cümle yazıyı yeterince temsil ediyordur diye düşünüyorum. ” der. Ben de aynı fikirdeyim. Yeter ki blogcu aradan kelimeleri kesip de hile yapmasın. Yeter ki gerekçeler üzerine de 3 – 5 cümle okuyabilelim.
Blogcu hem “Dikkat çekilmesi istenen yerin, tüm yazı olması mı gerekmiyor, yanlış bulduğumuz kısmı da yorumlayabiliriz değil mi? İlla yazının hepsine mi karşı olmamız gerekiyor, nasıl bir mantık bu?” diyor, hem de yazının aslında tümüne (hatta yazara da) karşı olduğunu “Referans verip birisi hakkında yazı yazmak, negatif bile olsa, çoğu kez o insanı yüceltmekten öteye gitmez biliyorum... Ama yine de, Ali Saydam'ın bloglar ve Facebook'la ilgili yazısından bir alıntı:” diye başlayarak gösteriyor. Ve “90'ların pazarlaması, dinazor pazarlama” diye bitiriyor.
Üstelik, Ali Saydam, blogcuları ve bazı blogdaşlarını “İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı.” diyerek önceden sobelemiş. Bu nedenden ötürü de “Yapmayın, interneti sadece olur olmaz eleştiriler için kullanmayın. Yazının tamamını okuyun. Kendinizi de orada bulun” diye yazıyorum. Umarım “kendini doğrulayan kehant” ile ne demek istediğim anlaşılmıştır. (Bari, 2. yorumu yazmadan önce, Ali Saydam’ın yazısı baştan sona okunabilseydi… Hiç değilse, hangi noktayı işaret ettiğim anlaşılabilirdi. Yani, “Kehanet dediğiniz şey benim rüştümü ispatlamamsa…” diye bir cümle kurmaya, sonra da bu cümle üzerine blog anlayışıma kadar giden yorumlar yapmaya gerek kalmazdı.)
Blog kavramını anlamamak konusunda, söylenecek çok söz var.
1 – Neden Ali Saydam’ın yazısının linki blogunuzda yok. Hangi iyi niyetten ötürü?
2 – Adını verdiğimde arkasına sığındığım zannedilen kişilerin “Kendisinin ciddi ve ayağı yere basan internet projelerini beğeniyle takip ettiğine ve önemsediğine www.kurumsalhaberler.com projemizle bizzat şahidim. Blogları da önemsediğini Selim Tuncer’le yazılarında girdiği diyalogdan hatırlıyoruz.” gibi mesajlarına da link yok.
Sevgili nmutlu “Bir bloga yorum yazıldığında konuya katkıda bulunmak amaçlanır. Cümleleri okuduktan sonra aradaki linklere de tıklayarak refere edilen yazılara da göz atmanız beklenir.” demiş. Bence bu sözü “nerede 360 derece gösteren linkler” diye sorduğumda, sizlerin birbirinize söylemeniz gerek.
Ali Saydam’ın belirttiği görüşlerinin bazılarına ben de katılmıyorum. Ama ona karşı çıkmak için ortaya çıkıp da onu doğrulayan bazı blogculara hiç mi hiç katılmıyorum. Sosyal demokrasinin ünlü sözlerinden birini, internete uyarlayacağım “Internetin en büyük düşmanı, kendilerini interneti savunuyor zannedenlerdir”
Özet, eğer blogcular önce okur, sonra yazar olmazlarsa, ne kadar karşı çıkarlarsa çıksınlar Ali Saydam’ı doğrularlar.
Ben mesajımı verdim. Pazarlama profesyoneli ve akademisyen olarak, konuları 360 derece irdeleyen ve birikimime katkıda bulunabilecek site ve blogları okumak üzere yelken açıyorum. Sizler de kalın sağlıcakla…

Bir yazının tamamını okumadan, aradan çekilen cümlelerin yorumlanmasının yanlışlığı tartışılmaz.

Nitekim bu tip yorumların nerelere gideceğini yakın tarihteki Hrant Dink vakasında gördük.

Bu yüzden eğer Ali Saydam'la ilgili böyle bir yanlışlık yapıldıysa, Can Bey'i destekleyemem.

Ancak sonuçta yapmış olduğum ilk yorum, genel bir yorum olduğu için, geçerliliğini korumaktadır.

Ali Saydam'ın bugünkü yazısından alıntı:
Bir gün iletişim dünyası “Nerede hata yaptık yahu?” diyecek sanki... Bu durumu sorguladınız mı, hayatını sanal ve sayısal aleme bağlamış ne kadar e-cahil varsa da kıl oluyor. Altlarından halı çekiliyor gibi mi hissediyorlar?.. E-şerefsizlerle değil ama e-cahillerle tartışırız. İkincilerinin, yerleri yurtları, kimlikleri belli hiç değilse. Birincileri tam patolojik vaka...

 

Lütfen yorum yazın