Pazarlamanın ruhu

Yazdığım kısa pdf dökümanı için bir çok motive edici eposta aldım. Teşekkür ederim.

Bahsettiğim konu direkt 'kulaktan kulağa pazarlama' değildi fakat oraya bağlamak gerekirse,

2 grup pazarlamacı görüyoruz:

  1. Kulaktan kulağa pazarlamayı televizyon gibi bir kanal olarak görenler.
  2. Kulaktan kulağa pazarlamayı pazarlamanın ruhu olarak görenler.

Dökümanda 2.sinden bahsediyorum aslında, "Sohbetlerimize girecek neyi var markanızın?" diye soruyorum.

Öte yandan, kulaktan kulağa pazarlamayı 'deneyen' birinci gruba da çok saldırmamak lazım. En azından deniyorlar. Denemek anlamaya giden en iyi yol olabilir değil mi?

Okumadıysanız (aynı döküman) aşağıda:

Pdf_icon_3Marka yarattığını sanan pazarlamacılar
eski dünyanın pazarlamacıları (indirmek için tıklayın)

2.02.2008


 

Yorumlar

Kısmen doğru. Ancak eksik bir yazı. Aslında yazının kendisi, sabit bir bakış açısıyla, bazı şeylerin nasıl gözden kaçırılacağına, güzel bir örnek. Bu açıdan da kendisiyle çelişiyor.

İnsanlar, sadece başkalarından duydukları ile alışveriş yapmazlar. Bu açıdan, kulaktan kulağa pazarlamayı "pazarlamanın ruhu" olarak değerlendirmek fazla doğru değil.

Kulaktan kulağa pazarlamayı, bir kanal olarak görmek de yanlış. Bu açıdan yazıya katılıyorum.

Peki bu kulaktan kulağa pazarlama denilen şeyden nasıl faydalanırız ? Elbetteki kullandığımız klasik pazarlama yöntemlerinin ses getirmesini "yani etkili olmasını" sağlayarak.

Mesela Televizyon reklamları. Son "Pınar Sucuk" reklamını izlediniz mi ?

Şahsen ben o reklamı her izlediğimde, canım sucuk çekiyor. Dahası bu reklamla ilgili 2-3 kişiyle konuştuk. Pınar sucuk aldım. Şimdi de buraya yazıyorum.

İşte size kulaktan kulağa pazarlama...

 

Lütfen yorum yazın