Arşiv: Pazarlama Stratejileri

Hayır demenin hafifliği

Çok sevdiğim bir avukat arkadaşım:

Avukatlar “hayır” deyip, arkasından sorun çıktığında “ben söylemiştim” demeleriyle ünlüler.

Hayır = sorumluluk almamak = bir şey yapmamak.

Aslında “hayır” demekte sorun yok, problem  ”hayır” demenin risk almamak olduğunu sanmak.

Her “hayır” dediğimizde mutlaka yanıtlamamız gerek,
- Yanlış olduğu için mi,
- Riskli olduğu için mi söyledik?

Riskli olduğu için kullanıyorsak, 2 şeyi hatırlamalıyız:

  1. Riskin olmadığı yerde fark yaratmak mümkün değil.
  2. Bir şey yapmamak en büyük risk.

Siz ne gibi durumlarda “hayır” diyorsunuz?

Ortalamanın sorunu

Hep iyi sattığını bildiğimiz şeyleri satmaya çalışıyorsak, çok iyi satan şeyler bulabilir miyiz?

Ortalamanın problemi, bilinenin peşinden koşmak.

Fark yaratmak için yaşasın bilinmeyen!

Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar?

Standart bir ortamda, standart olmayan sonuçlar çıkmasını nasıl bekleyebiliriz?

Birlikte çalıştığınız insanlardan, her zaman yaptığınız sıradan bir toplantı sonrasında harika sonuçlar nasıl bekleyebilirsiniz?

[Farketing notu]: Farklı sonuçlar istiyorsanız, farklı bir şeyler yapın.

İş görüşmeleri hakkında bilmeniz gerekenler


Bir kaç haftadır, iş görüşmelerine giriyorum. İş görüşmelerine gidenlerin dikkat etmesi gereken şeyler var. Bazılarını biliyordum ama bazılarının ne kadar önemli olduğunu, işe alan tarafında olunca daha iyi anladım:

Asla yalan söylemeyin.
Bir çok iyi şirket, sizi beğendikten sonra, referans kontrolü yapıyor. Mesela işten çıkarılmış olmanız, işverenin sandığınız kadar umrunda değil. Makul açıklamalarınız varsa, utanmadan söyleyin. Beğenildikten sonra yalan söylediğinizin ortaya çıkması harcadığınız tüm eforu boşa çıkarır.

İstikrarlı olun
İşverenin sorguladığı konulardan birisi çoğu zaman şu soruyla ilgili, “Gerçekten bu işi istiyor mu?”. Çünkü işveren, sadece potansiyele değil, niyete de önem verir. Sonuçta kimse yarın başka iş aramaya başlayacak birisini işe almak istemez.

Başka sıkıcı (iş arayan tarafından baktığımda sıkıcı) bir durum da, bir kandırmaca olmasa da (bazen niyeti anlamak için soruluyor) “Bir de şu pozisyon var onunla ilgilenir misin?” sorusuna ne söyleyeceğiniz. İlginizi çekse bile tavsiyem “Hayır” demeniz. Pozisyona ve görüşmenin durumuna göre tabii ki değişebilir yanıtınız fakat o pozisyon için çağrılmadıysanız, o pozisyonu alma şansınız zaten çok düşük.

Gülümseyin
İşte bu çoğu zaman, işe, pozisyona göre değişmez. Gülümsediğinizde bir çok ayrıntının önemi kalmıyor. Ve her zaman aslında ne kadar samimi, sıcak kanlı olduğunuzu göstermek için çok zamanınız olmayabilir. İnsanlar kararlarını çok kısa zamanda veriyorlar. Her zaman gülümsemeye çalışın.

Hazırlıklı olun
Çok da zor değil. Şirket hakkında biraz araştırma. Pozisyonla ilgili olduğunu düşündüğünüz daha evvelden kurguladığınız (uydurma olmayan) 3-5 örnek.

Daha çok var ama, heey şimdi düşündüm de bunlar pazarlamanın da kuralları değil mi?

Foto / CC

Borçlu hissetmek ve memnuniyet

Araba kullanırken birisi beni sıkıştırdığında, bir çok insan gibi ben de sinirleniyorum. İstemeden bile yapsa sıkıştıran.

Fakat geçen gün, şu koşul gerçekleştiğinde sinirlenmediğimi fark ettim: Önce ben birisini yanlışlıkla sıkıştırdığımda kendimi suçlu hissediyorum ve borçlu hissediyorum. Borçlu ama özellikle sıkıştırdğım aracın sürücüsüne karşı değil tüm sürücülere karşı. Bu ruh haline girdiğim anda başka bir araç beni sıkıştırsa dahi, sinirlenmiyorum.

Gerçek: Borçlu hissettiğimiz anda daha cömert, daha anlayışlı oluyoruz.

Benzeri bir şekilde, müşterilerimize ödedikleri paranın karşlığında beklediğinin üstünde ve/veya yanında bir şey sunuyorsak, müşterileriniz hatalarımız için daha toleranslılar.

Mesela, bir restoranın çalışanları bizi güleryüzle karşılayıp, ikramda bulunuyor, alışık olmadığımız saygıyı, ilgiyi gösteriyorsa, ufak tefek aksamalar umrumuzda olmuyor.

Öyle ise, müşterilerimizi mutlu etmek için, hata yapmaktan değil, beklenenden daha fazlasını yapamamaktan korkmalıyız, diyebilir miyiz?

En iyisini aramak


Geçen gün Kozyatağı Carrefour’da park yeri aradım alışveriş merkezinin girişine yakın. Bulamadım.

Hesapladım, 3 dakika dolaşmışım. Sonra özellikle gidip uzak ve bol boş alanı olan bir yere park ettim. Yine hesapladım o uzak noktadan girişe yürümek yaklaşık 1 dakika sürüyor.

Yakın yer bulsam girişe yürümem 15 saniye.

Olasılıklarım:

  • Girişe yakın hemen bulabilsem, içeri girmem 15 saniye.
  • Ortalama 3 dakikada (b girişe yakın yer bulabilsem, içeri girmem 3 dakika + 15 saniye.
  • Hiç tereddüt etmeden uzaktaki alana park etsem 1 dakika.

Başlamak için iyi zamanlama, iyi yer, iyi ortam… Hedef mi, araç mı?

[Farketing notu]: Araca değil, hedefe odaklan.

Kararlar geçicidir

Bir karar alırken, bir yanda şeytanın avukatları, bir yanda risk almamızı engelleyen korkularımız.

Şöyle olursa kötü olur, yapmayalım. Böyle olursa, şöyle olabilir. Yapmayalım.

Sanırım, bu gibi durumlarda hemen aklımıza kötü tecrübelerimiz geliyor. Başarısızlıklarımız. “Bir daha başarısız olmak istemiyorum” diye hissettiğimiz anlar.

Oysa, kararlar geçici. Düşünmeden hareket etmemiz gerekmiyor ama varsayımlar üzerine vazgeçmek.  Problem çıkmadan, problemi yaşamak…

Oysa, verdiğimiz kararlardan dolayı olan başarısızlıklarımızda, anlık başarısızlık hissi kadar, “Hata yaptım, şimdi doğrusunu yapıyorum” demek de doğal ve kabul edilebilir.

Rework kitabındaki şu cümle durumu güzel anlatıyor:

Gerçekleşene kadar, problemler problem değildir. Endişelerinizin çoğu hiçbir zaman ortaya çıkmayacaktır.

[Farketing notu]: Fikrini değiştirebildiğin gibi, kararını da sonradan değiştirebilirsin.

Kaynağı azaltmak yerine artırmak

Bir işe daha fazla kaynak ayırmak o işin daha iyiye gideceği anlamına gelmiyor.

Eğer her zaman yaptığın şeyi yaparsan, her zaman aldığın şeyi alırsın, Matthew Kelly

Değişim olmasaydı belki ama şimdi çok iyimser. Değiştiriyorum:

Şimdiye kadar işe yarayanı yinelersen, her zaman aldığını almayı bekleyemezsin.

İşe yarasaydı, büyük kuruluşlarının kurduğu reklam destekli İnternet sitelerinin hepsi başarılı olmalıydı. Çoğu değil. Çoğu artık yok bile.

Belki doğru çözüm, kaynağı artırmak değil, azaltmak:

  • İnsanlar markanızı yeterince bilmiyor mu? Reklama daha az kaynak ayırın.
  • İnsanlar konuştuklarınızı dinlemiyor mu? Daha az konuşun.

Ne düşünüyorsunuz?

Elimizdekini çok iyi yapmak da yeterli değil

Etohum‘un kurucusu, Burak Büyükdemir’le yaptığımız sohbetlerden birisinde Burak’ın söylediği bir fikri, her fırsatta başkalarıyla da paylaşıyorum:

Yaptığımız işe ve onu çok ileriye taşıyacağımıza inanıyor olabiliriz ama zamanı geldiğinde bırakmayı, yerine daha fazla getirisi olanı seçmeyi de değerlendirmeliyiz.

Uğraştığımız şeyi ileri taşımak için bir çok fikir üretiyoruz, bir çok şey deniyoruz. İyi yapıyoruz çünkü çoğu başarıyı kararlı olmak getiriyor. Yine de, bazen durup düşünmek lazım. O yüzden şu soruyu artık kendime daha fazla soruyorum:

Yaptığım işi bırakıp başka bir şey yapsam çok daha fazlasını başaramaz mıyım?

Aynı şey pazarlama işleri için de geçerli, broşürün renkleri veya başka ayrıntılar üzerine çalışmak yerine, daha fazla değer üretecek bir iş üzerine çalışamaz mıyız?

[Not]: Yaptığım işi henüz bırakmadım ama fikri benimsememin bana çok faydası oldu, Burak’a teşekkürler.

[Farketing notu]: Fark yaratan, olan değil, olmayan üzerine çalışandır.

Fotoğraf: FlickrCC

Yerinize başkası geçebiliyor mu?

Geçen hafta Yıldız Teknik Üniversitesi’nde pazarlama ve fark yaratmak üzerine bir sunum yaptım.
Bir kez daha fark ettim ki amma büyük markalarla çalışmışım. Ve bir kez daha fark ettim ki, bunun artık bana pek faydası yok. Sunumlarda havalı görünmekten başka.
Boğaziçi mezunlarını artık kapıda iş teklifiyle beklemiyorlar. Okul birincileri iş bulamıyor. Ortalamalar ile yarışanlar başarılı olamıyor.
İyi bir şirkette maaşlı olarak çalışmak ortalama, iyi bir okuldan iyi dereceyle mezun olmak ortalama, televizyon reklamı yapmak ortalama, iyi bir ürünü ucuza satmaya çalışmak ortalama, sosyal medyada faal olmak ortalama, pazarlamanın 4P’si ortlama…
Bu kadar kalifiye insan iş bulamıyorsa, oyunun kuralları değişmiş demektir.
İşlerin devam etmesi, çarkların dönmesi için hala ortalamaya ihtiyaç var. Fakat yeterince ortalama var dünyada.
Kendimize sormalı ve dürüstçe cevaplamalıyız: Benim yaptığım işi ortalama bir insan yapabilir mi?
Ben sizin için cevaplayayım:
Yapabilir.
O zaman feda edilebilirsiniz. Yarın işsiz kalabilirsiniz.
Fark etmişsinizdir belki, genel müdürünüzün, en ünlü girişimcinin, iyi bir yazarın, başarılı bir politikacının yaptığı işin de neredeyse hepsini bir çok ortalama insan yapabilir.
Fakat farkı yaratan ortalamanın yapamayacağı o küçük kısım. Bir bağlantı, bir özellik, küçük ama bir ile bin fark yaratabilen çok değerli bir farklılık…
Yeni soru: Başkalarının yapamayacağı farklılıklarınız var mı veya fark yaratan olmak için hazırlanıyor musunuz?

« Eski yazılar

Yeni yazılardan haberdar olmak için

Farketing hakkında

Farketing.com’da farklıyı değil, fark yaratanı, yaratırken de bir değer oluşturabilen fikirleri anlatmaya çalışıyorum.

Ben Can Turanlı. Danone, ACNielsen, Garanti Bankası ve Turkcell'de çeşitli satış ve pazarlama pozisyonlarında çalıştım. Şu anda kurucu ortağı olduğum markapon.com projesi üzerine çalışıyorum. Devamı için tıklayın

Yeni projem: markapon

Daha fazlası için Facebook’tan takip edin

Kategoriler

Destekliyoruz

Projelerim

Buzla.com sosyal haber komünitesi